Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2-3 satır yazabilmek güzel olurdu aslında ya da ne saçmalıyorum ben diyip gitmeli. Neyi, ne için, nereye, ne zaman yazdığımın önem arz ettiğini sanarak tükettiklerimi ardıma koymam gerektiği gerçeğini kabullenmek zorundayım. Resmi bir hatırlatma olsun o zaman bu da, bu bloğun sahibi yazmayı bırakmıştır efendim. Kısa notlar tutuyor bazen, ulaşmak isteyen olursa: http://gardenofada.tumblr.com Hoşçakalın, Ada (Tabii hala o isim altında yaşıyorsa.)
En son yayınlar

Steve Jobs: The Imitator

Kendi tasarladığı dünyası ile Steve Jobs, şekilde bile kusursuza yakın bir seçim. Birçokları için dünya tanrının yarattığı bir yerdir ve çok büyük ihtimalle de bu gerçektir. İnsanlar içine doğdukları bu dünyayı seçme şansına sahip değildirler. Ancak büyüdükçe, adaptasyon sürecini tamamladıkça, onu esnetmeye veya kendilerine uydurmaya çalışırlar. Kendilerinin üretmedikleri bir şey olan dünyayı kavramak ve ona hükmetmek kolay değildir. Çok büyük, karmaşık düzenlerin eşzamanlı olarak gerçekleşip sonlandığı bir yer olan dünya insana çok fazla seçenek bırakmaz. Zaten genelde insanlar yaygın olarak teslim olup içinde yaşama seçeneğini kabul ederler. Bazıları ise tamamen farklı bir işe odaklanır, devlet kurmak, kolonileşmek veya başka bir sistematik geliştirmek. Sonuç olarak şunu yaparlar, ömürleri ve kapasiteleri bakımından hakim olmalarının imkansız olduğu dünyanın içerisine kendi tasarladıkları bir dünya kurarlar. Aslında genel olarak tüm insanlar bunu yaparlar ancak bu üstte bahsedi...

Karanlık Odalar

“Ne yapacağım bilmiyorum” diye duraksadı bir an. Yapayalnızdı, 25 yaşına girmesine sadece birkaç ay kalmıştı. Durumun yaşı ile ne alakası vardı, ikinci defa mantıklı düşünme şansı bulduğunda o da anlam veremedi. Ev kapkaranlık ve bomboş, bir başına ne yapacağını düşünüyordu. Karnı mı açtı? Hayır. Yarın nereye gideceği miydi derdi? Hayır. Eh daha uzun vadede bir korku mu düşmüştü içine, yine cevap hayırdı. Öyle bir boşluktaydı ki, sanki kimse yoktu etrafında uzun bir zamandır ve bu yalnızlıktan acı çekiyordu. Neler saçmalıyordu, düşünceleri ile alakası yoktu hayatının. Neden peki acı çekiyordu? Neydi bu boşluk hissinin kaynağı? Kitap okumak istedi, zaten 4 saattir okuyordu, neredeyse koca kitabı bir günde yarıya indirmişti, artık kitap kitap olmaktan çıkmış tamamen sayfaları belli aralıklarla dönen otomatikleşmiş bir hareketin aracı olmuştu. Öfke duydu kendine, üzüldü kitap adına. Bilgisayar oynardım eskiden dedi, bilgisayarında oyun aradı, çok bayağı bir hareketti yaptığı, daha bil...

Kurt ve Ada(m)

Akşamüstüydü, yavaş yavaş kararmaya başlamış, yağmura yüz tutmuş bir havanın pusu içerisinde yürüyordum. Daha öncesi hiç yokmuş gibiydi, işten çıkmış Taksim Meydan’ındaki çiçekçilerin yanından geçip dolmuşa binip evime gidecektim. O an biraz garipsesem de hiç sorgulamadım, İstanbul’da oluşumu da bir işte çalışmayı da. Zaten puslu hava yeterince karamsar yapmıştı beni, bir an önce eve gidip sorgulanacak ne varsa hepsi ile orada uğraşmayı istiyordum. Ortalığın sakinliğini de birkaç çiçekçiyi geçene kadar fark etmemiştim. Bir köpek uluması ile irkilip bir an üzerimdeki yorgunluktan sıyrılıp etrafıma baktığımda içimi bir korku kapladı. Çevrede hiç kimsenin olmadığını, soğuk bir rüzgârın biraz sonra başlayacak bir yağmuru müjdelediğini fark ettim ama esas büyük şoku camları talan edilmiş çiçekçileri gördüğümde yaşamıştım. Ne olmuştu Taksim’e, savaş mı çıkmıştı, izinsiz bir gösteri mi bu hale getirmişti etrafı? Yoksa bombalar can mı almıştı yine şehrin ortasında. İçinde bulunduğum absürt dur...

Acılı Adana

İnsanların ortak acıları vardır, paylaştıkça azalır bu acılar veya öyle olması istenir. Aslında ne paylaşmak ne de onları görmezden gelmek onlardan sıyrılamayıp takıntılı bir birey olmaktan çok daha fazlası değildir. Yani, tek bir grup hariç tüm insanlar farklı yöntemlerle de olsa acıları ile hayatlarını zehri ederler. Konumuz, o tek grup, o güçlü varlıklar. Onlar ki acıyı ertelemek, görmezden gelmek veya çok profesyonel biçimde içlerinde yarattıkları ikinci bir kişiye havale edip sokağa çıkmaktan daha öte bir güce sahiptirler. Bu öyle bir güçtür ki, bir duvar ustasının (!) ördüğü duvara benzer, her gelen acı bir tuğladır ve bu güç duvarını sağlamlaştırır, her acıdan gelen tecrübe de boş duvarda güzel bir boya paletinden çıkan muhteşem bir resim çizer. Tam anlamı ile açıklamak gerekirse, acının kaynağını anlayan ve bunu sebeplere, sonuçlara bağlamaya uğraşmadan sadece ve sadece onun yoğunluğunu anlayıp, analizler yapıp onu hayatına bağlayabilen insanın zaferidir, bahsedilen güç. Ço...

Deliler

Bir yaz akşamıydı, çantasını toplamış, odasının ışığı kapalı son defa postalarını kontrol ediyordu, bir kaç önemsediği insanın internetteki profillerine de son kez göz atıp elektronik dünya ile tüm bağlantısını kökünden bitirecekti. Düşündüğü gibi de oldu, ekranı usulca kapattı, kapağın üzerindeki yılların tozu ilk defa dikkatini çekmişti. Zaten hep böyle olmaz mı, tam vaz geçerken başka bir güzelliğini fark etmez misin bir şeylerin. Tişörtünün kolu ile şöyle bir aldı tozunu emektarın, öfkesi de biraz olsun yatışmıştı istemeden tüm hayatını içine sığdırdığı dostuna karşı. Ayağa kalktı, etrafı kolaçan etti, onlarca detay vardı daha önce gözüne çarpmayan, yaşamaya alıştığından, onlarla olmaya alıştığından dikkat etmediği ve zihninin istemsiz görmezden geldiği, bazılarını şöyle bir dokunarak yokladı, bazılarına hiç bulaşmadı bile, kitaplarından biri gözüne ilişti son olarak. Aldı, kapağına hafif bir dokunuş bıraktıktan sonra, aradan bir sayfa açıp okudu: "6-7 yaşlarında yalnızlık ne...

Var bir 69 özümde!

Üvey evlatlarım gibi yazdıklarım, benden çok uzaktalar. Onlara baktığımda, geçmişe karıştıklarını görüyorum. Sanki benle hiç muhataplıkları olmamış gibi, hatta bazıları benle muhatap olmuşlar da kötü bir etkileşim olmuş aramızda birbirimizi iyi hatırlamıyormuşuz gibi izlenimler bırakıyor bende. Hayat ilerliyor, ilerledikçe ünlü sözün de dediği gibi sadece değişimin kendisi değişmiyor. Onlara kucak açmayı, sonuna kadar özümseyip, benimseyip, onların hepsine birden Ada demeyi çok istiyorum ama ne hafızam yetiyor onları hep bir arada tutmaya ne de onlar sabit kalıyorlar üredikleri kaynakta. Bugün güzel bir şey okudum, kısaca bahsedeyim ne olduğundan, yaşlandıkça insan fiziksel olarak yavaşlar, yavaşladıkça hayat daha değerli gözükür gözüne, hayat değerlendikçe boşa zaman tüketmez yaşlanan insan, yaptığı işlere daha iştahla sarılır, daha bir özenli yaklaşır, gücünü bölmez, odaklanır ama bir sakıncası da vardır yaşlılığın, yaşanmışlıklar ve tecrübeler önyargı ve yılgınlığı getirir yanında. ...

O bizden değil, ısırın onu!

Herkes bizim gibi düşünsün isteriz veya öyle düşündüklerini varsayarız. Çünkü insan düşünceleri ile vardır ve farklı düşünceler karşı tarafta her zaman için rahatsızlık yaratır. 18. Yüzyılın önemli yazarlarından J.J. Rousseau, Yalnız Gezenin Düşleri adlı kitabında 9 köyden kovuldum ama bildiğim bir gerçek var, o da onuncu köyün her zaman var olduğudur demiş ve hayatı boyunca farklı düşündüğü için yaşadığı zulümü bizlere sunmuştur. Benzer bir örnek için yakın tarihimize bakmamız yeterlidir dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan yine farklı düşünceleri yüzünden post-modern darbe ile indirilmiş ve yıllardır cumhuriyet yanlısı darbe yapan askeriye sırf akışı bozduğunu düşündüğünden Erbakan’ı iktidardan ederek bir ilki gerçekleştirmiştir. Yoksa bu ülkeden uzak tutulmaya çalışılan emperyalist güçleri engellemek için gibi gözüken selefleri ile uzaktan yakından alakası yoktur bu sonuncusunun. Konumuz siyaset, din veya karanlık güçler olmadığından tekrar konuya dönersek, teoride insanlar toplumu ...

Ne olacak şimdi?

Geçen gün birisi ile tanıştım, öyle entel veya özel birisi değil, sokaktan sen, ben gibi biri. Hepimiz kadar gerçek, hepimiz kadar acı dolu, hepimiz kadar zengin ve hepimiz kadar da mutlu biri. Yüzüne baktığımda aynaya bakmış gibi oldum, içimden nasılsın demek geldi, sordum. Teşekkür etti, biraz duraksadı güler bir yüzle iyiyim diyerek devam etti. Fark ediliyordu, verdiği cevabın ağzından bu kadar kolay çıkmasının sebebi, içinde bulunduğu huzurun neşe dolu ifadesinden çok ruhuna hiç değmeden çıkmasıydı. Üzerine gitmek istemedim, üsteleyip de rahatsız etmek istemedim çok yakın bulmuş olsam da kendime ne de olsa tanımıyordum onu. Başka bir konudan sohbet açarak biraz da onu mecbur bırakarak ahbaplığımızın ilerlemesini sağladım, bunu yapıyordum çünkü içimde karşı koyamadığım bir samimiyet vardı ona karşı. Ben samimi davrandıkça benden hiç esirgemediği gülücükleri daha da artıyor, daha da rahat ve bir o kadar da hayatı umursamazmış gibi cümlelerle ardı ardına kahkahaları patlatmaya devam e...

Kendimi arıyorum, göreniniz var mı?

Şu ekran kaç dakikadır önümde açık duruyor, beynimden neler geçiyor veya geçmeye (geçmeğe şeklinde yazmak daha hoşuma gidiyor ama çok göze batıyor gibi geliyor, o yüzden şimdilik y ile yaşamaya devam ediyorum.) çalışıyor ancak olmuyor, ne malzeme sıkıntısı var ne de zaman, sıcağın bunaltısı da üzerime vurduğu halde oluşmuyor yazmanın ortamı, çok döndüm yüzümü hayata bunun cezasını çekiyorum belki, ayna var ya ayna en çok da onun karşısında sorun yaşıyorum, çünkü herkesi her yeri aldatabilecek olsam da aynaya baktığımda görmek istediğim adamı orada bulamadığımda büyük bir eyvah diyerek dokunuyorum yüzüme, sonra ne mi oluyor, sanki bir uykudan kalkmışçasına, sanki yataktan çıkıp da o aynanın karşısına geçenedeğin harcadığım onlarca saati hiç yaşamamışçasına irkiliyorum.  Dengeler hayatın tarafına doğru değişti, kendi çizgilerimi belirleyemez, kendimi kontrol edemez, bu yüzden de kim olduğumu idrak edemez oldum. Öteki yandan da, toparlamaya kastıkça daha da berbat oluyor çünkü böyle ...