Şu ekran kaç dakikadır önümde açık duruyor, beynimden neler geçiyor veya geçmeye (geçmeğe şeklinde yazmak daha hoşuma gidiyor ama çok göze batıyor gibi geliyor, o yüzden şimdilik y ile yaşamaya devam ediyorum.) çalışıyor ancak olmuyor, ne malzeme sıkıntısı var ne de zaman, sıcağın bunaltısı da üzerime vurduğu halde oluşmuyor yazmanın ortamı, çok döndüm yüzümü hayata bunun cezasını çekiyorum belki, ayna var ya ayna en çok da onun karşısında sorun yaşıyorum, çünkü herkesi her yeri aldatabilecek olsam da aynaya baktığımda görmek istediğim adamı orada bulamadığımda büyük bir eyvah diyerek dokunuyorum yüzüme, sonra ne mi oluyor, sanki bir uykudan kalkmışçasına, sanki yataktan çıkıp da o aynanın karşısına geçenedeğin harcadığım onlarca saati hiç yaşamamışçasına irkiliyorum.
Dengeler hayatın tarafına doğru değişti, kendi çizgilerimi belirleyemez, kendimi kontrol edemez, bu yüzden de kim olduğumu idrak edemez oldum. Öteki yandan da, toparlamaya kastıkça daha da berbat oluyor çünkü böyle şeyler kibire asla izin vermez, bilinçli bir ruh hali ile düzeltmeye çalıştığınız anda nefretle geri teperler size. İşte tam bu noktadayım, akışına bırakarak stabil bir hale geçmesini beklemek zorundayım. Yani hani derler ya hakikati ancak arayan bulur, aramanın daha fayda etmediği kör bir ormandayım, hangi patikayı denesem o meydana çıkıyor hepsi, kocaman, beyaz çarşaflarla bezenmiş, uykunun en tatlısını sunan yatağın olduğu meydana. Neyse, tekrar yazabileceğimi umut ediyorum, çünkü eğer tekrar yazamayacak olursam bir daha beni asla göremeyeceğim demek oluyor bu. İnsanları bırakmış kendimde gözlem yapıyorum hale bakın, resmen tohumları eken de ben, onunla dalga geçen de.