Üvey evlatlarım gibi yazdıklarım, benden çok uzaktalar. Onlara baktığımda, geçmişe karıştıklarını görüyorum. Sanki benle hiç muhataplıkları olmamış gibi, hatta bazıları benle muhatap olmuşlar da kötü bir etkileşim olmuş aramızda birbirimizi iyi hatırlamıyormuşuz gibi izlenimler bırakıyor bende. Hayat ilerliyor, ilerledikçe ünlü sözün de dediği gibi sadece değişimin kendisi değişmiyor. Onlara kucak açmayı, sonuna kadar özümseyip, benimseyip, onların hepsine birden Ada demeyi çok istiyorum ama ne hafızam yetiyor onları hep bir arada tutmaya ne de onlar sabit kalıyorlar üredikleri kaynakta. Bugün güzel bir şey okudum, kısaca bahsedeyim ne olduğundan, yaşlandıkça insan fiziksel olarak yavaşlar, yavaşladıkça hayat daha değerli gözükür gözüne, hayat değerlendikçe boşa zaman tüketmez yaşlanan insan, yaptığı işlere daha iştahla sarılır, daha bir özenli yaklaşır, gücünü bölmez, odaklanır ama bir sakıncası da vardır yaşlılığın, yaşanmışlıklar ve tecrübeler önyargı ve yılgınlığı getirir yanında. Yaşlanıyorum, çocukluk yıllarındaki ara perdeden yoksun şekilde süren gözlemlerin hiçbirine sahip değilim, sorarsanız sözde zaman kazanıyoruz bundan ama ne kadar çok detayı atlamamıza sebep oluyor bu durum aslında, konuyu başa bağlayacak olursam, yazdıklarım her seferinde bu yüzden belki de benden ürememişler gibi geliyor bana. Yaşlandıkça oluşan özen gösterme ve tecrübelendikçe gelen önyargılardan dolayı kaybedip, kazanıyorum bir şeyleri. Mükemmelin asla olmadığı, her düzen ve şartta faydanın göreceli olduğu ve durumun getirdiklerine bağlandığı gerçeği su götürmüyor. Bulunduğu şartların içerisinde en iyiyi bulmak da zaten her zaman o şartın en kötüsünü sorgulayarak oluyor. Doğrudan aranılan iyiliğe ulaştığını hissedemezken insan, kötüyü bilerek ulaştığı iyilikte gerçeği ve güveni yakalıyor. Sonuç olarak, en iyi sandığı anlarda yere kafa üstü çakılan insan, en dibe vurduğunu düşündüğü zamanlarda da hiç tahmin etmediği çıkışlar bulup huzura erebiliyor. Bu kesinlikle pollyannacılık değil insanın özündeki ileri görüşlülük ve geneli analiz edebilme yeteneğidir.
Geçen gün birisi ile tanıştım, öyle entel veya özel birisi değil, sokaktan sen, ben gibi biri. Hepimiz kadar gerçek, hepimiz kadar acı dolu, hepimiz kadar zengin ve hepimiz kadar da mutlu biri. Yüzüne baktığımda aynaya bakmış gibi oldum, içimden nasılsın demek geldi, sordum. Teşekkür etti, biraz duraksadı güler bir yüzle iyiyim diyerek devam etti. Fark ediliyordu, verdiği cevabın ağzından bu kadar kolay çıkmasının sebebi, içinde bulunduğu huzurun neşe dolu ifadesinden çok ruhuna hiç değmeden çıkmasıydı. Üzerine gitmek istemedim, üsteleyip de rahatsız etmek istemedim çok yakın bulmuş olsam da kendime ne de olsa tanımıyordum onu. Başka bir konudan sohbet açarak biraz da onu mecbur bırakarak ahbaplığımızın ilerlemesini sağladım, bunu yapıyordum çünkü içimde karşı koyamadığım bir samimiyet vardı ona karşı. Ben samimi davrandıkça benden hiç esirgemediği gülücükleri daha da artıyor, daha da rahat ve bir o kadar da hayatı umursamazmış gibi cümlelerle ardı ardına kahkahaları patlatmaya devam e...
