Herkes bizim gibi düşünsün isteriz veya öyle düşündüklerini varsayarız. Çünkü insan düşünceleri ile vardır ve farklı düşünceler karşı tarafta her zaman için rahatsızlık yaratır. 18. Yüzyılın önemli yazarlarından J.J. Rousseau, Yalnız Gezenin Düşleri adlı kitabında 9 köyden kovuldum ama bildiğim bir gerçek var, o da onuncu köyün her zaman var olduğudur demiş ve hayatı boyunca farklı düşündüğü için yaşadığı zulümü bizlere sunmuştur. Benzer bir örnek için yakın tarihimize bakmamız yeterlidir dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan yine farklı düşünceleri yüzünden post-modern darbe ile indirilmiş ve yıllardır cumhuriyet yanlısı darbe yapan askeriye sırf akışı bozduğunu düşündüğünden Erbakan’ı iktidardan ederek bir ilki gerçekleştirmiştir. Yoksa bu ülkeden uzak tutulmaya çalışılan emperyalist güçleri engellemek için gibi gözüken selefleri ile uzaktan yakından alakası yoktur bu sonuncusunun.
Konumuz siyaset, din veya karanlık güçler olmadığından tekrar konuya dönersek, teoride insanlar toplumu oluşturur veya pratikteki gibi toplumlar insanları barındırır. Sonuç her ikisinde de aynıdır, bu ortak kuvvetin ortak birçok özelliği vardır ve bunların en başında da alışkanlıklar gelir. İnsan alıştığı şeyleri yapmaktan haz alırken, onlara karşı bir tehdit oluştuğunda da var gücü ile onu korumak için elinden geleni yapar. Kimi zaman savaşır, vahşileşir, kimi zaman hiç birlikte hareket edemiyormuş gibi gözükenleri bile en aktif düzeyde katılımla bu direnime ortak olur. İşte farklı düşünen adam da bu gibi zorlukların her zaman ortasında yer alır, sırf kaşık tutuşundan başlayın da iş hayatında ürettiği fikirlere kadar farklı düşünen insan her zaman dışlanan, her zaman ayrı tutulan, fikirleri ile her zaman geri zekâlı gibi görülen olmuştur. Zaten olmak zorundadır da, çünkü yazının konusu da olan insanın kendinde olmayanı veya kendisi gibi olmayanı yok etmek istemesi onun en içgüdüsel (toplumsal içgüdü?) davranışıdır. Bizden olmayanı yok saymak inancının kökenidir hatta.
Peki, iyidir, güzeldir, hepimizde bu durum vardır ancak bundan nasıl kurtulabiliriz der ise okur, ona şunu sunabilirim ancak: Öncelikle insan kendine bakmalı, içinde bulunduğu toplum ile ahenk içinde ve hiç sorun yaşamadan paylaştığı şeyleri gözden geçirmelidir, mesela sevdiği içeceği gözlemlemeli ondan sonra onun hangi marka olduğunu daha sonra da onu hangi tarzda içtiğine bakmalıdır. En genel örneklerden birisidir bu. Daha sonra toplum ile farklılaştığı bir şey aramalıdır, kesinlikle her insanın yaşadığı toplum içerisinde farklılaştığı bir nokta vardır ve bunun nasıl doğduğu, dış çevre tarafından nasıl karşılandığı gibi gözlemler yapılarak anlaşılmalıdır. Son olarak da farklı olan birisi gözlenmelidir, neden farklıdır, neyi ile farklıdır, farklılığı gerçekten öfke yaratacak cinsten midir yoksa tamamen bu yazıda da bahsedildiği gibi topluma uymamasından dolayı mıdır? Bu soruların cevapları aranmalıdır. Bu gözlemler sonucunda bulunduğunuz nokta; farklılaşmak insanın doğasında vardır çünkü asla aynı olan iki beyin yoktur, insanların hepsi dünyada birer renktir ve savaşların veya millet olmanın getirdiği birbirine üstünlük kurmak ya da evrim teorisinin sunduğu gibi rekabet ortamında ayakta kalmak için yaşamamaktadır hiçbiri, herkes mevcut düzende gerçek mutluluk yani kendisi için yaşamaktadır, şeklinde ise, gerçekten daha güzel bir toplum kurma yolunda iyi bir adım attığınızı söyleyebilirim. Son ricam da şudur: Sizi vahşileştiren, obezite ile açlığa iten, para ile fakirleştiren ve toplum ile yozlaştıran bu temel düzene daha bilinçli bakın ve mümkünse onu kavrayıp her kuralın sonunda varacağı yere onun kurallarını da nihayetlendirin.
