“Ne yapacağım bilmiyorum” diye duraksadı bir an.
Yapayalnızdı, 25 yaşına girmesine sadece birkaç ay kalmıştı. Durumun yaşı ile ne alakası vardı, ikinci defa mantıklı düşünme şansı bulduğunda o da anlam veremedi. Ev kapkaranlık ve bomboş, bir başına ne yapacağını düşünüyordu. Karnı mı açtı? Hayır. Yarın nereye gideceği miydi derdi? Hayır. Eh daha uzun vadede bir korku mu düşmüştü içine, yine cevap hayırdı. Öyle bir boşluktaydı ki, sanki kimse yoktu etrafında uzun bir zamandır ve bu yalnızlıktan acı çekiyordu. Neler saçmalıyordu, düşünceleri ile alakası yoktu hayatının. Neden peki acı çekiyordu? Neydi bu boşluk hissinin kaynağı? Kitap okumak istedi, zaten 4 saattir okuyordu, neredeyse koca kitabı bir günde yarıya indirmişti, artık kitap kitap olmaktan çıkmış tamamen sayfaları belli aralıklarla dönen otomatikleşmiş bir hareketin aracı olmuştu. Öfke duydu kendine, üzüldü kitap adına. Bilgisayar oynardım eskiden dedi, bilgisayarında oyun aradı, çok bayağı bir hareketti yaptığı, daha bilgisayarımdan ileriye gitmemişti ki sıkılıp kapattı pencereyi ve yine boş ekranla karşı karşıya kaldı. Bir cevaptı aradığı, neden veya nasıl da değildi, tamamen nerde olduğunu ve ne yapması gerektiğini arıyordu.
Neredeyim sorusuna, biraz da sakinleşebilmek adına “olmam gereken yerdeyim” derken hissetti o baş dönmesini.
Peki, ne yapması gerekti, birkaç saat önce saçma sapan, hafif gözü karardığında duyduğu, “yerini bil” sesi ne demek istemişti?
O an biraz önemsemiş olsa da üzerinden atmıştı o sesin yarattığı etkiyi, yoksa atamamış mıydı? Neler oluyordu böyle, neden solukları boş ekran karşısında hızlanmıştı, bu korku neden içinde büyümeye devam ediyordu? Neden o müzik etkilemiyor, rahatlamıyor, neden bir kahve demleyim demek gelmiyordu içinden? Ne yapması gerekiyordu? Belki de yatmalıydı ancak şuanın, uykusu olmadığına ve son 3 gündür başının en az ağrıdığı zamana denk geldiğini adı gibi biliyordu. Eh ne yapacaktı? Sabaha kadar, hava aydınlanana, şafak sökene kadar bekleyecek miydi bomboş. Sürüklenecek miydi zamanın içinde öylece? Balkon, serin miydi ki? Çıplak ayakları üşür müydü, migreni azar mıydı ki serin bir havayı görse? Üstündeki ince kıyafetler isyan edip bedenini acıtır mıydı ki soğuksa eğer hava? Karamsarlıkla doldu içi, huzuru arayan bakışları beyninin zonklamasından başka hiçbir şey hissetmiyordu. Yaklaşık 10 dakikadır ağzında tek bir hareket olmadığını fark etti o sürece son veren yutkunma ile ve ayağa kalkıp mutfağa gitti, ışığı açmadı, dolaba yöneldi el yordamı ile raftan aldığı bardağa meyve suyunu doldurdu ve mutfaktaki koltuğa uzandı. Sonrası mı, şuan yaşanıyordu sonrası, o bile kestiremiyordu, ne yapmalıydı gerçekten? Her şeyin yeri hayatında uzun zaman sonra bu kadar mükemmel oturmuşken, planın dışında sıkıntı yaratabilecek bir şey yokken ne yapmalıydı Ada? Neydi onu eksik kılan, neydi bu sorguyu kafasına düşüren, sıcak bir kucak iyi gelebilirdi belki bu boşluğa, o 24 yaşındaki koca adamı çocukmuş gibi sarıp, sakinleştirecek sıcak bir kucak. Ondan bile emin olamadı, annesine bile kızgındı o ara, çünkü o ara en çok kendi ile kucaklaştığı zamandı, biliyordu kendine yaklaştığı zamanlarda ufak bunalımları olur, kuluçka dönemi dediği üretim öncesi süreç yaşanırdı ama farklı bir sorguydu bu, neyin içine düşmüştü böyle?
Ne demek “ne yapacağım?” dedi ve düşündü.
“İleriye baksana bütün planlar yerli yerinde, hepsi de düşündükçe heyecan uyandırıyor beyninde, bu araya giren de neyin nesi, nerden düştü bu aklına?”
Başı tekrar zonklamaya başladı, görmezden gelmek, bu anı atlamak istedi çünkü bu gerginliğin yersiz olduğunu ve genel akışına hiçbir etki yapmayacağını düşünüyordu ancak bir yandan da bir korkunun esiri olmaya başlamıştı:
“Ya yarın uyandığımda o plan dediğimden eser kalmazsa, bu korku tüm geleceğimi silerse.”
Sonra zaten gelecek nedir ki diye duraksadı, benim işim şimdiyle, geleceği oluşturabilmek için şimdiyi yaşamalıyım dedi. Mutfaktan çıktı, laptop ışığı ile aydınlanan akvaryuma yaklaştı, uyur pozisyonda salınmış duran balıklara yöneldi ve size bir soru dedi:
“O hatları belli, sığ bir su içerisinde süren yaşamınızda ne yapacağınızı biliyor musunuz?”
