Ana içeriğe atla

Zamana Bırak Ağabey Hepsi Hallolur

Hayat akıp giderken çaresiz kalmak. İnsan her şeyi kabullenebiliyor, anlıyor da çaresizlik yok mu gerçekten deli ediyor. Elinde olmayan şeyler yüzünden sıkışıp kalmak, mutsuzluklara hapsolup istemsizce sürüklenmek, en sonunda mutluluğun geldiği anı daha büyük bir coşku ile kucaklamayı sağlıyor ya, hatta geç oldu da güç olmadı diyorlar bu duruma, işte ben buna deli oluyorum. Güç olsun, delireyim, uğraşayım da geç olmasın kardeşim. Zaman olgusuna bırakılıp da çözülmüş hangi işten bugüne kadar gerçek anlamda verim aldınız ki? (Hayrını görmek başka bir şey)

Her şey zamanında, yerinde ve yaşında güzel demeyi bilen sizler neden zor veya imkânsıza gelince kendinizi avutuyorsunuz ki? Avutamıyorum ben evet, içip, sıçıp yatağıma geçip sızamıyorum. Uyuyamıyorum, kendi kendimi yiyorum. Yaşanan duruma takıyor, bir adım ileriye gidemiyorum. Ama çektiğim acının içinde kavrulup kendimi hazırlıyor, olgunlaştırmaya çalışıyorum. Başarının geldiği gün de ağzım beş karış açık zaferlerim, zaferlerim diye bağırmıyor, tamamdır oldu işte, haydi bakalım akıp giden zamanı onarmak için başlangıç geldi diyorum. Evet, işim gücüm yok, o ana odaklanacağıma, kaybettiğim aradaki süreç için uğraşıyor aynı zamanda anı da kaçırmamaya çalışıyor bu tembellik ve bunalımla geçen zamanın ödülü olarak sırtıma yük vuruyorum.

Kişisel yazılar yazmaktan rahatsızdım, son zamanlarda özellikle genele vuruyordum ama artık dışa vurmazsam sıyıracağım gibi geliyor. Evet, şuan sorunluyum ama felaket huzurluyum. Oturdum bekliyorum, 10km/saat hızla yapabileceğim şeyler için depara kalkıp 17km/saat hızla yorulacağımı bildiğim için huzurluyum. Sizler gibi, geç oldu ama oldu işte şimdi zaferi kutlama zamanı demeyeceğim asla. Derdin ne? Neden bu kadar kasıyorsun? Diyenleri duyar gibiyim, onlar da haklı tabii ki ne kadar alışmışız her şeyi oluruna bırakmaya, yaraları yüzleşmeden zamana bırakarak sarmaya. Ama benden söylemesi, kendinizi yaşlı olarak görmeye başladığınızda, bir diğer değişle artık zamana bırakacak kadar çok zamanınız kalmadığını hissettiğinizde ne olacak? Nereye öteleyeceksiniz, nasıl sabır göstereceksiniz? Ağustos böceği olmak zor değil marifet karınca olmakta gibi geliyor bana.

(Hala sinir bozucu geliyorsa yazı, Su yazıma bir göz atın derim, neden bu kadar agresifleştim biraz orada da ipuçları var.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ne olacak şimdi?

Geçen gün birisi ile tanıştım, öyle entel veya özel birisi değil, sokaktan sen, ben gibi biri. Hepimiz kadar gerçek, hepimiz kadar acı dolu, hepimiz kadar zengin ve hepimiz kadar da mutlu biri. Yüzüne baktığımda aynaya bakmış gibi oldum, içimden nasılsın demek geldi, sordum. Teşekkür etti, biraz duraksadı güler bir yüzle iyiyim diyerek devam etti. Fark ediliyordu, verdiği cevabın ağzından bu kadar kolay çıkmasının sebebi, içinde bulunduğu huzurun neşe dolu ifadesinden çok ruhuna hiç değmeden çıkmasıydı. Üzerine gitmek istemedim, üsteleyip de rahatsız etmek istemedim çok yakın bulmuş olsam da kendime ne de olsa tanımıyordum onu. Başka bir konudan sohbet açarak biraz da onu mecbur bırakarak ahbaplığımızın ilerlemesini sağladım, bunu yapıyordum çünkü içimde karşı koyamadığım bir samimiyet vardı ona karşı. Ben samimi davrandıkça benden hiç esirgemediği gülücükleri daha da artıyor, daha da rahat ve bir o kadar da hayatı umursamazmış gibi cümlelerle ardı ardına kahkahaları patlatmaya devam e...

Kadın üstün ama üzülen, erkek ise kaba ve salak olandır

... “Benimle ölmeye var mısın?” dedi, Müjgan. “Ölmek mi? Bu kadar basit şeyleri mi paylaşacağız? Sen, ya sen ey o gözleri alev topu gibi parlayan genç kadın, ey sen kalbimde yeni denizler yaratan muhteşem varlık, sen benimle bir olmaya var mısın?” “Bir olmak? Bu ölmekten daha mı zor, daha mı anlamlı yani?” dedi, Müjgan. “Sen ki bana baharı getirmiş, sen ki bana çiçeklerin kokusunu öğretmiş yüce varlık, sen ki hayatın sıfatlarını benim görmemi sağlamış insan, nasıl oluyor da bunları göremiyorsun?” diye bir an parladı genç adam. “Bir de beni suçluyor musun, basitliğin yetmiyor, beni benimle ölebilecek kadar sevmediğini söyleyemediğin yetmiyor bir de beni mi suçluyorsun?” diye çıkıştı, Müjgan. Kelimeler faydasız, gözleri yaşlı doğruldu genç adam, “Özür dilerim sevgilim haklısın, anlayamadım, saçmaladım. Senin için ölüm bürünebileceğim en güzel halken ben nerelere kaydırdım zihnimi.” “Ama” dedi Müjgan, “Ama sen başta başka şeylerden bahsettin, sen beni sevmiyorsun.” “Yapma lütfen, a...

Deliler

Bir yaz akşamıydı, çantasını toplamış, odasının ışığı kapalı son defa postalarını kontrol ediyordu, bir kaç önemsediği insanın internetteki profillerine de son kez göz atıp elektronik dünya ile tüm bağlantısını kökünden bitirecekti. Düşündüğü gibi de oldu, ekranı usulca kapattı, kapağın üzerindeki yılların tozu ilk defa dikkatini çekmişti. Zaten hep böyle olmaz mı, tam vaz geçerken başka bir güzelliğini fark etmez misin bir şeylerin. Tişörtünün kolu ile şöyle bir aldı tozunu emektarın, öfkesi de biraz olsun yatışmıştı istemeden tüm hayatını içine sığdırdığı dostuna karşı. Ayağa kalktı, etrafı kolaçan etti, onlarca detay vardı daha önce gözüne çarpmayan, yaşamaya alıştığından, onlarla olmaya alıştığından dikkat etmediği ve zihninin istemsiz görmezden geldiği, bazılarını şöyle bir dokunarak yokladı, bazılarına hiç bulaşmadı bile, kitaplarından biri gözüne ilişti son olarak. Aldı, kapağına hafif bir dokunuş bıraktıktan sonra, aradan bir sayfa açıp okudu: "6-7 yaşlarında yalnızlık ne...