Ana içeriğe atla

Acı Gerçekler

Nasıl başlanmalı bilmiyorum, itiraf.com gibi olacak biraz ama gerçeklerden daha fazla kaçmaya gerek yok. Dürüst olduğumu iddia ettiğim bu dünyada tek samimiyetsizliğimi (ama kendimce belli sebeplere dayandırarak böyle olması gerektiğini kabul ettiğim tek samimiyetsizliğim) kendime itiraf etme zamanı geldi.

Gözlem yapmak kaçınılmaz birşeydir. İnsan bir köşeye geçip de olanları izlemeye başladığında bundan haz alır ve bir süre sonra bu bir tutkuya dönüşür. Ama gözlem yapılırken gözlemlere müdahale eder, onların akışında rol sahibi olursanız bunun adı gözlem olmaktan çıkıp deney olmaya karşı taraftakiler de gözlemlenen insan olmaktan çıkıp denek olmaya başlarlar. Evet böyle baktığımızda çok kötü bir manzara ile karşı karşıyayız çünkü şuan bu satırları okuyan herkes hmm, acaba bana da mı yaptı? diyor olabilir, haklıdır da sanırım annem, babam dahil herkesi yeri geldiğinde bu deneylerime alet ettim.

Büyük bir kısmı psikolojik olan bu deneylerin aslında deneklere zararı yok ve onlarla ilgili hiçbir sonuç üretmiyorlar. Aslında onlar o kadar umarsız ki genelde zaten neyle karşı karşıya olduklarını fark etmeden normal hayatlarına devam ediyorlar. Ama bu deneylerin içerisinde kendine rol veriyorsan ve deneyi yapan da sen olduğun için topladığın tüm feedbackler sana büyük sancılar, analiz edilmesi gereken büyük veriler olarak geri dönüyorlar. Bu noktadan bakıldığında durum garip bir hal alıyor, ben normal bir insan gibi yaşamak bir kenara dursun sanki bir konuda uzmanmışım gibi bir role giriyorum ve bunun ne yöntemini ne de sonuçlarını analiz etmesini kendi yöntemlerim dışında hiçbir şekilde bilmediğimden, büyük sorunlar yaşıyorum belki de.

Neyse laf çok dolandı, bu mektup tadında yazı artık sonlansın. Şuana kadar etkileşime geçtiğim tüm insanlardan özür dilerim, amacım onlar değildi, söylediğim belki çoğu söz yalandı, sırf onlardan alacağım verileri inceleyebilmek için herkese dozajında belli yalanlar söyledim. Bunun için özür dilerim. Zaten artık yolumu değiştirdiğim için bu yazıyı açıkça yazabiliyorum. İnsan analizleri ve tanrıcılık oyununa bir son verip odaklarımı değiştiriyorum. Şu zamana kadar, bu deneylerden etkilenip de kötüye gitmiş insan varsa (ki sanmıyorum, deneylerin hepsi mutlak doğru çabası içerisinde gerçekleşti) onlar için çok üzgünüm. Saygılar.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ne olacak şimdi?

Geçen gün birisi ile tanıştım, öyle entel veya özel birisi değil, sokaktan sen, ben gibi biri. Hepimiz kadar gerçek, hepimiz kadar acı dolu, hepimiz kadar zengin ve hepimiz kadar da mutlu biri. Yüzüne baktığımda aynaya bakmış gibi oldum, içimden nasılsın demek geldi, sordum. Teşekkür etti, biraz duraksadı güler bir yüzle iyiyim diyerek devam etti. Fark ediliyordu, verdiği cevabın ağzından bu kadar kolay çıkmasının sebebi, içinde bulunduğu huzurun neşe dolu ifadesinden çok ruhuna hiç değmeden çıkmasıydı. Üzerine gitmek istemedim, üsteleyip de rahatsız etmek istemedim çok yakın bulmuş olsam da kendime ne de olsa tanımıyordum onu. Başka bir konudan sohbet açarak biraz da onu mecbur bırakarak ahbaplığımızın ilerlemesini sağladım, bunu yapıyordum çünkü içimde karşı koyamadığım bir samimiyet vardı ona karşı. Ben samimi davrandıkça benden hiç esirgemediği gülücükleri daha da artıyor, daha da rahat ve bir o kadar da hayatı umursamazmış gibi cümlelerle ardı ardına kahkahaları patlatmaya devam e...

Kadın üstün ama üzülen, erkek ise kaba ve salak olandır

... “Benimle ölmeye var mısın?” dedi, Müjgan. “Ölmek mi? Bu kadar basit şeyleri mi paylaşacağız? Sen, ya sen ey o gözleri alev topu gibi parlayan genç kadın, ey sen kalbimde yeni denizler yaratan muhteşem varlık, sen benimle bir olmaya var mısın?” “Bir olmak? Bu ölmekten daha mı zor, daha mı anlamlı yani?” dedi, Müjgan. “Sen ki bana baharı getirmiş, sen ki bana çiçeklerin kokusunu öğretmiş yüce varlık, sen ki hayatın sıfatlarını benim görmemi sağlamış insan, nasıl oluyor da bunları göremiyorsun?” diye bir an parladı genç adam. “Bir de beni suçluyor musun, basitliğin yetmiyor, beni benimle ölebilecek kadar sevmediğini söyleyemediğin yetmiyor bir de beni mi suçluyorsun?” diye çıkıştı, Müjgan. Kelimeler faydasız, gözleri yaşlı doğruldu genç adam, “Özür dilerim sevgilim haklısın, anlayamadım, saçmaladım. Senin için ölüm bürünebileceğim en güzel halken ben nerelere kaydırdım zihnimi.” “Ama” dedi Müjgan, “Ama sen başta başka şeylerden bahsettin, sen beni sevmiyorsun.” “Yapma lütfen, a...

Deliler

Bir yaz akşamıydı, çantasını toplamış, odasının ışığı kapalı son defa postalarını kontrol ediyordu, bir kaç önemsediği insanın internetteki profillerine de son kez göz atıp elektronik dünya ile tüm bağlantısını kökünden bitirecekti. Düşündüğü gibi de oldu, ekranı usulca kapattı, kapağın üzerindeki yılların tozu ilk defa dikkatini çekmişti. Zaten hep böyle olmaz mı, tam vaz geçerken başka bir güzelliğini fark etmez misin bir şeylerin. Tişörtünün kolu ile şöyle bir aldı tozunu emektarın, öfkesi de biraz olsun yatışmıştı istemeden tüm hayatını içine sığdırdığı dostuna karşı. Ayağa kalktı, etrafı kolaçan etti, onlarca detay vardı daha önce gözüne çarpmayan, yaşamaya alıştığından, onlarla olmaya alıştığından dikkat etmediği ve zihninin istemsiz görmezden geldiği, bazılarını şöyle bir dokunarak yokladı, bazılarına hiç bulaşmadı bile, kitaplarından biri gözüne ilişti son olarak. Aldı, kapağına hafif bir dokunuş bıraktıktan sonra, aradan bir sayfa açıp okudu: "6-7 yaşlarında yalnızlık ne...