Kokuşmuş bir düzenin içerisinde seni de pislikle boğmaya çalıştıklarını gördüğün halde tepkisiz kalarak yaşamaya devam etmek acaba o kokuşmuşların karaktersizliğinden daha kötü olabilir mi? Gerçekten de insan bazen şeffaflık ve dürüstlük üzerine kendine fazla yükleniyor. Neden karşılık beklemeksizin saflık, saygı ve sevgi gösteriyor ki? Kim neyi hak ediyor, neden bunun muhakemesini yapmıyor? Neden herkesi bir denge ile karşılama uğraşısına giriyor? Bıkıp, usanmıyor mu düzenlerden, oyunlardan? Rousseau çağırıyor, Freud söylüyor, Shakespeare inatla üstünde duruyor; neden hala insan kendini tüketiyor? Ya gitmeli ya da kuralları öğrenmeli, yoksa insan bugüne kadar attığı gibi son golü de kendi kalesine atacak.
Geçen gün birisi ile tanıştım, öyle entel veya özel birisi değil, sokaktan sen, ben gibi biri. Hepimiz kadar gerçek, hepimiz kadar acı dolu, hepimiz kadar zengin ve hepimiz kadar da mutlu biri. Yüzüne baktığımda aynaya bakmış gibi oldum, içimden nasılsın demek geldi, sordum. Teşekkür etti, biraz duraksadı güler bir yüzle iyiyim diyerek devam etti. Fark ediliyordu, verdiği cevabın ağzından bu kadar kolay çıkmasının sebebi, içinde bulunduğu huzurun neşe dolu ifadesinden çok ruhuna hiç değmeden çıkmasıydı. Üzerine gitmek istemedim, üsteleyip de rahatsız etmek istemedim çok yakın bulmuş olsam da kendime ne de olsa tanımıyordum onu. Başka bir konudan sohbet açarak biraz da onu mecbur bırakarak ahbaplığımızın ilerlemesini sağladım, bunu yapıyordum çünkü içimde karşı koyamadığım bir samimiyet vardı ona karşı. Ben samimi davrandıkça benden hiç esirgemediği gülücükleri daha da artıyor, daha da rahat ve bir o kadar da hayatı umursamazmış gibi cümlelerle ardı ardına kahkahaları patlatmaya devam e...