Ana içeriğe atla

2011 Şubat'a bir kala İhtiyar'ın Durumları

Güney Kore yapımı bir filmdeki kadar derin acılar barındıran soyutlanmış bir hayata aitti kendisi. Soğuk odasında hissettiği tek sıcaklıktı nefesi. Çok zor uykuya dalan, asla uykudan keyif alamayan melek ruhlu ama keyifsiz bir adamdı. Aynaya bakmayı seven ama asla haz almayan, giydiği kıyafetlere özen gösteren fakat kimse tarafından fark edilmek istemeyen, bazen migreni bazen de ülseri ile savaş veren yakın zamanda verdiği kilolarla çelimsizleşmeye başlamış biriydi. Tad alamadığı hayatına yeni uğraşılar eklemek, gözlemler yapıp yeni yolculuklara dalmak en büyük mutluluğuydu. Yalnızlığı çok sevse de kalabalık ortamların yalnızı olmak ona her zaman daha cazip gelmekteydi çünkü gözlem yapma yetisi onu her zaman en fazla tahrik eden parçası olmuştu. Bazen insanlardan midesi bulanıyor, bazen onlarla beraber mutlu olmuş gibi yapıyor bazen de midesi bulansa da içindeki ışığı gördükleri için çabalıyordu biraz.

İhtiyar, Vivaldi’yi çok sever, soğuk akşamlarında dört mevsimi anlatmasına ayrıca mest olur bilhassa Winter çalmaya başladı mı, hayatı komple değişirdi. O Kore yapımı filmlerdeki keskin yalnızlık hissi, akıcı depresyon damarlarında koşturmaya başlar onu yavaş yavaş ve derinden alır taa uzaklarda hiç olmayanlara götürürdü. Hep hayalini kurduğu Kutup Ayıları ile Penguenlerin bir arada yaşadığı diyarı (?) düşlerdi. Bazen ruhuna bir kızgın yağ gibi dökülürdü notalar bazen de üşüyen bedenini kutup noktasında açılmış bir delikten suya atarcasına soğuk çarpardı. Sevdiği, özlediği bir şey vardı, tamam istediği gibi yalnızdı, en zevk aldığı işi: gözlemi yapıyordu ama başarmak istediklerinden çok uzaktı. Başarmak istediği anlaşılmaktı. Keyifsiz ihtiyar birinin çıkıp yüzünü ellerinin arasına aldığında, kişinin kendisini anlamasını çok istiyordu. Winter’ın ilk keman notaları geçmiş ikinci kısım hızlanarak girmiş keskin bir kılıç gibi zihnine saplanmıştı. Kapısını açtı, hava alanına gitmek üzere yola çıktı, Kutup Ayıları ve Penguenleri onu bekliyordu. Arkasına bakmama huyunu yine tekrarladı ve uzaklaştı. Nerede olabilir di ki Kutup Ayıları ile Penguenler bir arada?

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ne olacak şimdi?

Geçen gün birisi ile tanıştım, öyle entel veya özel birisi değil, sokaktan sen, ben gibi biri. Hepimiz kadar gerçek, hepimiz kadar acı dolu, hepimiz kadar zengin ve hepimiz kadar da mutlu biri. Yüzüne baktığımda aynaya bakmış gibi oldum, içimden nasılsın demek geldi, sordum. Teşekkür etti, biraz duraksadı güler bir yüzle iyiyim diyerek devam etti. Fark ediliyordu, verdiği cevabın ağzından bu kadar kolay çıkmasının sebebi, içinde bulunduğu huzurun neşe dolu ifadesinden çok ruhuna hiç değmeden çıkmasıydı. Üzerine gitmek istemedim, üsteleyip de rahatsız etmek istemedim çok yakın bulmuş olsam da kendime ne de olsa tanımıyordum onu. Başka bir konudan sohbet açarak biraz da onu mecbur bırakarak ahbaplığımızın ilerlemesini sağladım, bunu yapıyordum çünkü içimde karşı koyamadığım bir samimiyet vardı ona karşı. Ben samimi davrandıkça benden hiç esirgemediği gülücükleri daha da artıyor, daha da rahat ve bir o kadar da hayatı umursamazmış gibi cümlelerle ardı ardına kahkahaları patlatmaya devam e...

Kadın üstün ama üzülen, erkek ise kaba ve salak olandır

... “Benimle ölmeye var mısın?” dedi, Müjgan. “Ölmek mi? Bu kadar basit şeyleri mi paylaşacağız? Sen, ya sen ey o gözleri alev topu gibi parlayan genç kadın, ey sen kalbimde yeni denizler yaratan muhteşem varlık, sen benimle bir olmaya var mısın?” “Bir olmak? Bu ölmekten daha mı zor, daha mı anlamlı yani?” dedi, Müjgan. “Sen ki bana baharı getirmiş, sen ki bana çiçeklerin kokusunu öğretmiş yüce varlık, sen ki hayatın sıfatlarını benim görmemi sağlamış insan, nasıl oluyor da bunları göremiyorsun?” diye bir an parladı genç adam. “Bir de beni suçluyor musun, basitliğin yetmiyor, beni benimle ölebilecek kadar sevmediğini söyleyemediğin yetmiyor bir de beni mi suçluyorsun?” diye çıkıştı, Müjgan. Kelimeler faydasız, gözleri yaşlı doğruldu genç adam, “Özür dilerim sevgilim haklısın, anlayamadım, saçmaladım. Senin için ölüm bürünebileceğim en güzel halken ben nerelere kaydırdım zihnimi.” “Ama” dedi Müjgan, “Ama sen başta başka şeylerden bahsettin, sen beni sevmiyorsun.” “Yapma lütfen, a...

Deliler

Bir yaz akşamıydı, çantasını toplamış, odasının ışığı kapalı son defa postalarını kontrol ediyordu, bir kaç önemsediği insanın internetteki profillerine de son kez göz atıp elektronik dünya ile tüm bağlantısını kökünden bitirecekti. Düşündüğü gibi de oldu, ekranı usulca kapattı, kapağın üzerindeki yılların tozu ilk defa dikkatini çekmişti. Zaten hep böyle olmaz mı, tam vaz geçerken başka bir güzelliğini fark etmez misin bir şeylerin. Tişörtünün kolu ile şöyle bir aldı tozunu emektarın, öfkesi de biraz olsun yatışmıştı istemeden tüm hayatını içine sığdırdığı dostuna karşı. Ayağa kalktı, etrafı kolaçan etti, onlarca detay vardı daha önce gözüne çarpmayan, yaşamaya alıştığından, onlarla olmaya alıştığından dikkat etmediği ve zihninin istemsiz görmezden geldiği, bazılarını şöyle bir dokunarak yokladı, bazılarına hiç bulaşmadı bile, kitaplarından biri gözüne ilişti son olarak. Aldı, kapağına hafif bir dokunuş bıraktıktan sonra, aradan bir sayfa açıp okudu: "6-7 yaşlarında yalnızlık ne...