Ana içeriğe atla

Karanlık Anahtar

İnsan karanlıktan korkar. Peki bu korkma eylemi insanın doğasının bir gereği olarak mı ortaya çıkar yoksa karanlıkta görünmez olanların insan üzerindeki iktidarlarını kaybetme ihtimallerinden korkup da insana aşıladıkları birşey midir? İnsan keşfedemediği, algılayamadığı çevre, eylem ve dışsal faktörlerden korkar. Bu tanıma göre karanlığın korkuyu yaratması kaçınılmazdır diye cevap verenler olabilir. İlk bakışta zaten bu önerme doğrudur ama karanlıkta ortaya çıkan korku başka hiçbir faktöre bağlı değil midir? Karanlıkta insan korkmazsa, onu algılamaya çalışırsa o zaman ne olur?

İşte bu noktada, gerçeklerden söz etmek gerekiyor. İnsanın gözünü kapattığında yaşadıkları ile karanlıkta kaldığında yaşadıkları arasındaki derin fark da yine burada beliriyor. Karanlıkla beraber insan adeta izole oluyor, sesler azalıp, belirginleşiyor, göz bebekleri büyüyor; kısacası tüm algılar üst noktada işlemeye başlıyor. İster tehlike durumuna geçmek diyelim, ister keşfedilemeyenin yarattığı dikkat, sonuç olarak bir odaklanma yaşandığı su götürmez bir gerçek. Peki karanlıkla beraber yalnızlaşıp, keşfedilmesi gerekmeyen dolayısıyla bomboş olan bir odaya girerseniz veya kendinizi bu gibi bir ortamda hissetmeyi denerseniz ne olur? İşte burası çok önemi, tüm dış kuvvetler kapanmış, duyu ve algıların kullanımına gerek kalmamış uzun lafın kısası korkulardan ayrıştırılmış karanlık bir ortamda insan kendisi ile dolayısıyla gerçekler ile yüz yüze kalır. Tek yapabileceği o an benliğinin dışında sahiplenebileceği tek şey olarak kalmış beyni ile sağlam ve sağlıklı bir iletişime geçmektir. Zaten etrafında cezbedip, baştan çıkartacak hiçbir şeytani öğe bulunmadığından bunu yapması kaçınılmaz olacaktır. Bunu sağlamış insanda sonuç çok şaşırtıcı olacaktır, başta ruhsal bir çöküntü ve delirme hissi sanacağı şeylerle yüzleşecek ancak hislerinin ileriye doğru bağımlılık yaratan dış dünyanın avuntularına duyguğu özlem olduğu tüm çıplaklığı ile önünde belirecektir. Üzerine hiç düşmediği, karar verirken kullanmadığı özünü de keşfedince kendini tümden farklı bir dünyanın içerisinde bulacaktır.

Sonuç olarak insan, kendini keşfetme şansını ufacık bir karanlıkta bile bulabilir. Size tavsiyem bir gece evinizde yalnızken elektrikler kesilirse korkmak yerine bu muhteşem şansı değerendirip  birşeyler (?) bulmaya çalışın. Bu dünyaya fazla alışmış ve bağımlısı olmuşsanız bile korkmayın, elektrik idaresi sizin delirme olarak nitelendireceğiniz aşamanızı bile fark etmenize izin vermeden sizi dozajında ilacınızla kaldığınız yerden rahatlatmaya (!) devam edecektir.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ne olacak şimdi?

Geçen gün birisi ile tanıştım, öyle entel veya özel birisi değil, sokaktan sen, ben gibi biri. Hepimiz kadar gerçek, hepimiz kadar acı dolu, hepimiz kadar zengin ve hepimiz kadar da mutlu biri. Yüzüne baktığımda aynaya bakmış gibi oldum, içimden nasılsın demek geldi, sordum. Teşekkür etti, biraz duraksadı güler bir yüzle iyiyim diyerek devam etti. Fark ediliyordu, verdiği cevabın ağzından bu kadar kolay çıkmasının sebebi, içinde bulunduğu huzurun neşe dolu ifadesinden çok ruhuna hiç değmeden çıkmasıydı. Üzerine gitmek istemedim, üsteleyip de rahatsız etmek istemedim çok yakın bulmuş olsam da kendime ne de olsa tanımıyordum onu. Başka bir konudan sohbet açarak biraz da onu mecbur bırakarak ahbaplığımızın ilerlemesini sağladım, bunu yapıyordum çünkü içimde karşı koyamadığım bir samimiyet vardı ona karşı. Ben samimi davrandıkça benden hiç esirgemediği gülücükleri daha da artıyor, daha da rahat ve bir o kadar da hayatı umursamazmış gibi cümlelerle ardı ardına kahkahaları patlatmaya devam e...

Kadın üstün ama üzülen, erkek ise kaba ve salak olandır

... “Benimle ölmeye var mısın?” dedi, Müjgan. “Ölmek mi? Bu kadar basit şeyleri mi paylaşacağız? Sen, ya sen ey o gözleri alev topu gibi parlayan genç kadın, ey sen kalbimde yeni denizler yaratan muhteşem varlık, sen benimle bir olmaya var mısın?” “Bir olmak? Bu ölmekten daha mı zor, daha mı anlamlı yani?” dedi, Müjgan. “Sen ki bana baharı getirmiş, sen ki bana çiçeklerin kokusunu öğretmiş yüce varlık, sen ki hayatın sıfatlarını benim görmemi sağlamış insan, nasıl oluyor da bunları göremiyorsun?” diye bir an parladı genç adam. “Bir de beni suçluyor musun, basitliğin yetmiyor, beni benimle ölebilecek kadar sevmediğini söyleyemediğin yetmiyor bir de beni mi suçluyorsun?” diye çıkıştı, Müjgan. Kelimeler faydasız, gözleri yaşlı doğruldu genç adam, “Özür dilerim sevgilim haklısın, anlayamadım, saçmaladım. Senin için ölüm bürünebileceğim en güzel halken ben nerelere kaydırdım zihnimi.” “Ama” dedi Müjgan, “Ama sen başta başka şeylerden bahsettin, sen beni sevmiyorsun.” “Yapma lütfen, a...

Deliler

Bir yaz akşamıydı, çantasını toplamış, odasının ışığı kapalı son defa postalarını kontrol ediyordu, bir kaç önemsediği insanın internetteki profillerine de son kez göz atıp elektronik dünya ile tüm bağlantısını kökünden bitirecekti. Düşündüğü gibi de oldu, ekranı usulca kapattı, kapağın üzerindeki yılların tozu ilk defa dikkatini çekmişti. Zaten hep böyle olmaz mı, tam vaz geçerken başka bir güzelliğini fark etmez misin bir şeylerin. Tişörtünün kolu ile şöyle bir aldı tozunu emektarın, öfkesi de biraz olsun yatışmıştı istemeden tüm hayatını içine sığdırdığı dostuna karşı. Ayağa kalktı, etrafı kolaçan etti, onlarca detay vardı daha önce gözüne çarpmayan, yaşamaya alıştığından, onlarla olmaya alıştığından dikkat etmediği ve zihninin istemsiz görmezden geldiği, bazılarını şöyle bir dokunarak yokladı, bazılarına hiç bulaşmadı bile, kitaplarından biri gözüne ilişti son olarak. Aldı, kapağına hafif bir dokunuş bıraktıktan sonra, aradan bir sayfa açıp okudu: "6-7 yaşlarında yalnızlık ne...