Ana içeriğe atla

Rüya: Sene 2112

Geçen gün bir rüya gördüm, hala gerçekmiş gibi gözlerimde. Muhteşem bir şelalenin arkasına geçiyordum orada keşfettiğim mağarada çok eski, insanlara mutluluk veren bir çalgı aleti buldum. O aleti biraz kurcaladıktan sonra, yarattığı sesle dünyada bize dayatılan her şeyden farklı notalar yarattığını keşfettim. Bunu insanlığa göstermeliyim, herkes bunu keşfetmeli, bu mutluluğu, bu hazzı herkes yaşamalı dedim. Soluğu günün otoritelerinin yanında aldım; din adamları, devlet adamları, masonlar artık kimi büyük görüyorsanız hepsi oradaydı hatta futbol kulüplerinin başkanları bile vardı. Bu aleti onlara gösterdim ve büyük bir gurur ile göğsümü kabartıp övgüleri kucaklamak için hazırlandım. Karşılaştığım tepki korkunçtu, hepsi bir ağızdan gözlerini bana dikilmiş bir halde bunun dünya için gereksiz olduğunu, onlar tarafından zaten bilindiğini ve dünyayı bu tip iğrençliklerden arındırmak için yıllarca çalıştıklarını söyleyip, gözlerimin önünde katlettiler o muhteşem şeyi. Onlara inanmadığımı, dediklerinin doğru olamayacağını söylediysem de, dünyanın işleyişine karışmamam gerektiği üzerine telkinler duyup oradan uzaklaştırıldım. Ama o keşfettiğim mağara sürekli düşlerimde, müzik aletinin yarattığı özgür ruh içimdeydi. Evime gidip tekrar uykuya daldığımda yıllar önce bu dünyadan sürülmüş bir âdemoğlu olduğunu ve bu müzik aletinin onlara ait olduğunu görüyordum. Onların uzaklardaki diyarlarına gittim, bana el sallıyorlar, durmadan çalışıyorlar ve güçleniyorlardı. Muhteşem şehirlerinde, dayatmadan uzak, gerçekliklerin sadece gerçekliklerin içerisinde yaşıyorlardı. Uyandığımda artık bu hayata daha fazla dayanamayacağımı anladım. Rüyalarımdaki gerçeklere ancak ölüm beni kavuşturabilirdi, kanım çekiliyor, bedenim soluklaşıyordu. Tam o sırada, kulağıma içinde bulunduğum düzenin son çığlıkları çalındı:
Tüm dünyaya sesleniyorum, istila edildik.
Tüm dünyaya sesleniyorum, istila edildik.
Tüm dünyaya sesleniyorum, istila edildik.

Keşke bu yazdıklarım benim inancım değil de Rush’ın 2112 şarkısı olsaydı. O zaman bu kadar acı çekmezdim bu dünyada.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ne olacak şimdi?

Geçen gün birisi ile tanıştım, öyle entel veya özel birisi değil, sokaktan sen, ben gibi biri. Hepimiz kadar gerçek, hepimiz kadar acı dolu, hepimiz kadar zengin ve hepimiz kadar da mutlu biri. Yüzüne baktığımda aynaya bakmış gibi oldum, içimden nasılsın demek geldi, sordum. Teşekkür etti, biraz duraksadı güler bir yüzle iyiyim diyerek devam etti. Fark ediliyordu, verdiği cevabın ağzından bu kadar kolay çıkmasının sebebi, içinde bulunduğu huzurun neşe dolu ifadesinden çok ruhuna hiç değmeden çıkmasıydı. Üzerine gitmek istemedim, üsteleyip de rahatsız etmek istemedim çok yakın bulmuş olsam da kendime ne de olsa tanımıyordum onu. Başka bir konudan sohbet açarak biraz da onu mecbur bırakarak ahbaplığımızın ilerlemesini sağladım, bunu yapıyordum çünkü içimde karşı koyamadığım bir samimiyet vardı ona karşı. Ben samimi davrandıkça benden hiç esirgemediği gülücükleri daha da artıyor, daha da rahat ve bir o kadar da hayatı umursamazmış gibi cümlelerle ardı ardına kahkahaları patlatmaya devam e...

Kadın üstün ama üzülen, erkek ise kaba ve salak olandır

... “Benimle ölmeye var mısın?” dedi, Müjgan. “Ölmek mi? Bu kadar basit şeyleri mi paylaşacağız? Sen, ya sen ey o gözleri alev topu gibi parlayan genç kadın, ey sen kalbimde yeni denizler yaratan muhteşem varlık, sen benimle bir olmaya var mısın?” “Bir olmak? Bu ölmekten daha mı zor, daha mı anlamlı yani?” dedi, Müjgan. “Sen ki bana baharı getirmiş, sen ki bana çiçeklerin kokusunu öğretmiş yüce varlık, sen ki hayatın sıfatlarını benim görmemi sağlamış insan, nasıl oluyor da bunları göremiyorsun?” diye bir an parladı genç adam. “Bir de beni suçluyor musun, basitliğin yetmiyor, beni benimle ölebilecek kadar sevmediğini söyleyemediğin yetmiyor bir de beni mi suçluyorsun?” diye çıkıştı, Müjgan. Kelimeler faydasız, gözleri yaşlı doğruldu genç adam, “Özür dilerim sevgilim haklısın, anlayamadım, saçmaladım. Senin için ölüm bürünebileceğim en güzel halken ben nerelere kaydırdım zihnimi.” “Ama” dedi Müjgan, “Ama sen başta başka şeylerden bahsettin, sen beni sevmiyorsun.” “Yapma lütfen, a...

Deliler

Bir yaz akşamıydı, çantasını toplamış, odasının ışığı kapalı son defa postalarını kontrol ediyordu, bir kaç önemsediği insanın internetteki profillerine de son kez göz atıp elektronik dünya ile tüm bağlantısını kökünden bitirecekti. Düşündüğü gibi de oldu, ekranı usulca kapattı, kapağın üzerindeki yılların tozu ilk defa dikkatini çekmişti. Zaten hep böyle olmaz mı, tam vaz geçerken başka bir güzelliğini fark etmez misin bir şeylerin. Tişörtünün kolu ile şöyle bir aldı tozunu emektarın, öfkesi de biraz olsun yatışmıştı istemeden tüm hayatını içine sığdırdığı dostuna karşı. Ayağa kalktı, etrafı kolaçan etti, onlarca detay vardı daha önce gözüne çarpmayan, yaşamaya alıştığından, onlarla olmaya alıştığından dikkat etmediği ve zihninin istemsiz görmezden geldiği, bazılarını şöyle bir dokunarak yokladı, bazılarına hiç bulaşmadı bile, kitaplarından biri gözüne ilişti son olarak. Aldı, kapağına hafif bir dokunuş bıraktıktan sonra, aradan bir sayfa açıp okudu: "6-7 yaşlarında yalnızlık ne...