Jacob's Ladder, Tevrat'ı oluşturan 5 kitabın ilki olan Tekvin'de yer alan bir kavramdır, anlamı da Müslüman'lara göre peygamber, İbrani'lere göre din büyüğü ve ataları Yakup'un rüyasında gördüğü cennete uzanan, etrafında meleklerin olduğu bir merdivendir.
Ben çok film izlemem, çok film bilmem de zaten, film kültürüm de yoktur benim, aşırı şiddet içeren, etlerin havada uçuştuğu, genelde insanlığın vahşetini direkt olarak onları parçalayarak anlatan veya
başrollerin deli olduğu filmlere düşkünümdür. Kısacası insanların ne iğrenç, saçma dediği; benim ise üzerine dakikalarca bazen günlerce düşünmeme sebep olan, çoğu saçma sapan yamyam filmi olmaktan öte anlamlar taşıyan, birçok insan halini çok farklı bir gözle açıkça ortaya seren, Marquis de Sade'ın açtığı yolda koşarak ilerleyen filmlerden oluşur tüm bildiklerim. Bu yüzden, şuan bir film üzerine yazıyor olmam da çok büyük bir hatadır aslında ama dayanamadım, çok fazla korumasız bıraktı bu film düşlerimi.
Aslında, ikinci defa izliyorum, bu satırları yazarken filmi, ilk defa izlerken hissettiğim acılar aynıydı ama gerçekleri bu kadar net hissettiğimi hatırlamıyorum. Giriş kısmında yaptığım açıklama ile tahmin etmesi güç olmayan Jacob's Ladder'dan bahsediyorum; sevilmenin, terk edilmenin, gerçek dünyadan ölerek koparılmanın ve düşlerimizde o dünyaya hasretle bakmanın, yetmez gibi birilerinin oyuncağı olarak birbirimizi katlettiğimiz vahşi bir hayatta sürükleniyor olmanın konu edildiği, insanı insan olmaktan soğutan filmden.
Ne diyorum ben, filmle ne alakası var bu dediklerimin, evet, ben yine delirdim kafamda alakasız bağlantılar kuruyorum. Böyleyse zaten ne güzel, hiçbir sorun yok, "onlar" şeytan değil, bizler de bir oyunda oyuncu değiliz ama benim içim acıyor saygı değer Jacob, senin film gereği çektiğin acılar bizzat bu ufacık beynimde oluşuyor ve senin senaristinin film yapıp, para kazandığı hayatı bu ufak beyin bana ne yazık ki saniye saniye yaşatıyor. Paranoyak ve psikopat olmamak için uğraş gösteriyor, umutlar ve korkulardan soyutlanıp sadece nefes almaya çalışıyorum, evet ne yazık ki yaşamadığımı bile bile nefes almayı umut ediyorum ama en azından bu kadar uyutulmaya ihtiyacım var sıyırmamak için, düşlerimde gördüğüm mükemmelliğe erişemeyeceğimi bildiğim için. Huzura erişmeyi bekleyen ölümcül bir hastayı oynuyorum en sağlıklı ve güçlü düşüncelerimle, kendimce oluşturduğum kaos içerisinde, huzurla yaşamak varken zindan ediyorum bu güzelim dünyayı kendime. Zaten bazı insanlara gerçekler çok basit geliyor, kabullenemedikleri için kendilerine olmayan şeyler yaratıyorlar acı çekebilmek adına, onlardan biriyim hiç şüphesiz ki.
Tevrat'la başladık, film ile devam ettik o zaman bir şarkının son mısraları ile sonlandıralım Yakup'un Merdiven'indeki yolculuğumuzu, Rush'tan geliyor yine aynı isimdeki şarkı:
Follow men's eyes as they look to the skies.
The shifting shafts of shining weave the fabric of their dreams...
Sıkıştığımız yerdeki halimizi daha iyi nasıl açıklayabilir ki kelimeler.
