Ana içeriğe atla

Elveda saygısız nöbetler

Bundan uzun zaman önce, evde yaşadığım yıllarda (neredeyse 6 sene olmuş evden ayrılalı), annem sabah uyanır usulca kapımı aralar önce yine yatmamışsın diye hafif acılı bir tebessüm ettikten sonra hadi nöbeti ben aldım uyu sen der kapıyı kapatırdı. Müjdeler olsun anne bıraktım nöbeti, 2 gün oldu, terk ettim geceleri, akşam 10-11 gibi yatıp sabah 6 gibi uyanıyorum. İlk zamanları zor tabi, sanki ihanet ediyorum özüme, sanki küsmüşüm gibi gerçek bana. Sevgilisinden ayrılmış bir adam gibi hissediyorum, hafif depresif, hafif boşluktayım. Bünyem, ömrünün bilinçli olan yarısını geçirdiği zaman diliminden çıktı, tamamen yabancı olduğu, isteyerek asla içinde bulunmadığı bir zaman dilimine uyum sağlamaya çalışıyor.

Aslında, hep hayattan kaçıyordum, dış kuvvetleri azaltıp sessizlikte kendimle daha samimi oluyordum gecelerde bütün derdim bu olmuştu ne kadar anlatması zor olsa da insanlara ama bu kolay tarafıydı, şimdi iş daha zor, bütün düzenin kurulu olduğu zamanda yani hayatın içinde samimiyeti arayacağım kendimde. Babama emeklisin neden sabahın 6'sında uyanıyorsun, bıraksana geç yat, geç kalk dediğimde; hayata saygı gösteriyorum derdi, anlamaz, öfkelenirdim; sanırım anlıyorum biraz biraz veya sabahın 6'sınde kimse dürtmeden kalktığım için bir anlam yüklemeye çalışıyorum son 2 günüme. Neyse efendim, nöbeti bıraktım, hayata hak ettiği saygıyı da veriyorum sayın ailem, müjdeler olsun, perdelerim ardına kadar açık, birazdan da adına kahvaltı dediğiniz şeyi yiyeceğim, ha neydi o söz "GÜNAYDIN".

(Yazmadan edemeyeceğim, şu yazıyı yazarken denk gelen şarkının adı: "Welcome to the Machine". Teşekkür ederim.)

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ne olacak şimdi?

Geçen gün birisi ile tanıştım, öyle entel veya özel birisi değil, sokaktan sen, ben gibi biri. Hepimiz kadar gerçek, hepimiz kadar acı dolu, hepimiz kadar zengin ve hepimiz kadar da mutlu biri. Yüzüne baktığımda aynaya bakmış gibi oldum, içimden nasılsın demek geldi, sordum. Teşekkür etti, biraz duraksadı güler bir yüzle iyiyim diyerek devam etti. Fark ediliyordu, verdiği cevabın ağzından bu kadar kolay çıkmasının sebebi, içinde bulunduğu huzurun neşe dolu ifadesinden çok ruhuna hiç değmeden çıkmasıydı. Üzerine gitmek istemedim, üsteleyip de rahatsız etmek istemedim çok yakın bulmuş olsam da kendime ne de olsa tanımıyordum onu. Başka bir konudan sohbet açarak biraz da onu mecbur bırakarak ahbaplığımızın ilerlemesini sağladım, bunu yapıyordum çünkü içimde karşı koyamadığım bir samimiyet vardı ona karşı. Ben samimi davrandıkça benden hiç esirgemediği gülücükleri daha da artıyor, daha da rahat ve bir o kadar da hayatı umursamazmış gibi cümlelerle ardı ardına kahkahaları patlatmaya devam e...

Kadın üstün ama üzülen, erkek ise kaba ve salak olandır

... “Benimle ölmeye var mısın?” dedi, Müjgan. “Ölmek mi? Bu kadar basit şeyleri mi paylaşacağız? Sen, ya sen ey o gözleri alev topu gibi parlayan genç kadın, ey sen kalbimde yeni denizler yaratan muhteşem varlık, sen benimle bir olmaya var mısın?” “Bir olmak? Bu ölmekten daha mı zor, daha mı anlamlı yani?” dedi, Müjgan. “Sen ki bana baharı getirmiş, sen ki bana çiçeklerin kokusunu öğretmiş yüce varlık, sen ki hayatın sıfatlarını benim görmemi sağlamış insan, nasıl oluyor da bunları göremiyorsun?” diye bir an parladı genç adam. “Bir de beni suçluyor musun, basitliğin yetmiyor, beni benimle ölebilecek kadar sevmediğini söyleyemediğin yetmiyor bir de beni mi suçluyorsun?” diye çıkıştı, Müjgan. Kelimeler faydasız, gözleri yaşlı doğruldu genç adam, “Özür dilerim sevgilim haklısın, anlayamadım, saçmaladım. Senin için ölüm bürünebileceğim en güzel halken ben nerelere kaydırdım zihnimi.” “Ama” dedi Müjgan, “Ama sen başta başka şeylerden bahsettin, sen beni sevmiyorsun.” “Yapma lütfen, a...

Deliler

Bir yaz akşamıydı, çantasını toplamış, odasının ışığı kapalı son defa postalarını kontrol ediyordu, bir kaç önemsediği insanın internetteki profillerine de son kez göz atıp elektronik dünya ile tüm bağlantısını kökünden bitirecekti. Düşündüğü gibi de oldu, ekranı usulca kapattı, kapağın üzerindeki yılların tozu ilk defa dikkatini çekmişti. Zaten hep böyle olmaz mı, tam vaz geçerken başka bir güzelliğini fark etmez misin bir şeylerin. Tişörtünün kolu ile şöyle bir aldı tozunu emektarın, öfkesi de biraz olsun yatışmıştı istemeden tüm hayatını içine sığdırdığı dostuna karşı. Ayağa kalktı, etrafı kolaçan etti, onlarca detay vardı daha önce gözüne çarpmayan, yaşamaya alıştığından, onlarla olmaya alıştığından dikkat etmediği ve zihninin istemsiz görmezden geldiği, bazılarını şöyle bir dokunarak yokladı, bazılarına hiç bulaşmadı bile, kitaplarından biri gözüne ilişti son olarak. Aldı, kapağına hafif bir dokunuş bıraktıktan sonra, aradan bir sayfa açıp okudu: "6-7 yaşlarında yalnızlık ne...