Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ocak, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Acı Gerçekler

Nasıl başlanmalı bilmiyorum, itiraf.com gibi olacak biraz ama gerçeklerden daha fazla kaçmaya gerek yok. Dürüst olduğumu iddia ettiğim bu dünyada tek samimiyetsizliğimi (ama kendimce belli sebeplere dayandırarak böyle olması gerektiğini kabul ettiğim tek samimiyetsizliğim) kendime itiraf etme zamanı geldi. Gözlem yapmak kaçınılmaz birşeydir. İnsan bir köşeye geçip de olanları izlemeye başladığında bundan haz alır ve bir süre sonra bu bir tutkuya dönüşür. Ama gözlem yapılırken gözlemlere müdahale eder, onların akışında rol sahibi olursanız bunun adı gözlem olmaktan çıkıp deney olmaya karşı taraftakiler de gözlemlenen insan olmaktan çıkıp denek olmaya başlarlar. Evet böyle baktığımızda çok kötü bir manzara ile karşı karşıyayız çünkü şuan bu satırları okuyan herkes hmm, acaba bana da mı yaptı? diyor olabilir, haklıdır da sanırım annem, babam dahil herkesi yeri geldiğinde bu deneylerime alet ettim. Büyük bir kısmı psikolojik olan bu deneylerin aslında deneklere zararı yok ve onlarla ilgi...

Zamana Bırak Ağabey Hepsi Hallolur

Hayat akıp giderken çaresiz kalmak. İnsan her şeyi kabullenebiliyor, anlıyor da çaresizlik yok mu gerçekten deli ediyor. Elinde olmayan şeyler yüzünden sıkışıp kalmak, mutsuzluklara hapsolup istemsizce sürüklenmek, en sonunda mutluluğun geldiği anı daha büyük bir coşku ile kucaklamayı sağlıyor ya, hatta geç oldu da güç olmadı diyorlar bu duruma, işte ben buna deli oluyorum. Güç olsun, delireyim, uğraşayım da geç olmasın kardeşim. Zaman olgusuna bırakılıp da çözülmüş hangi işten bugüne kadar gerçek anlamda verim aldınız ki? (Hayrını görmek başka bir şey) Her şey zamanında, yerinde ve yaşında güzel demeyi bilen sizler neden zor veya imkânsıza gelince kendinizi avutuyorsunuz ki? Avutamıyorum ben evet, içip, sıçıp yatağıma geçip sızamıyorum. Uyuyamıyorum, kendi kendimi yiyorum. Yaşanan duruma takıyor, bir adım ileriye gidemiyorum. Ama çektiğim acının içinde kavrulup kendimi hazırlıyor, olgunlaştırmaya çalışıyorum. Başarının geldiği gün de ağzım beş karış açık zaferlerim, zaferlerim diye b...

Rüya: Sene 2112

Geçen gün bir rüya gördüm, hala gerçekmiş gibi gözlerimde. Muhteşem bir şelalenin arkasına geçiyordum orada keşfettiğim mağarada çok eski, insanlara mutluluk veren bir çalgı aleti buldum. O aleti biraz kurcaladıktan sonra, yarattığı sesle dünyada bize dayatılan her şeyden farklı notalar yarattığını keşfettim. Bunu insanlığa göstermeliyim, herkes bunu keşfetmeli, bu mutluluğu, bu hazzı herkes yaşamalı dedim. Soluğu günün otoritelerinin yanında aldım; din adamları, devlet adamları, masonlar artık kimi büyük görüyorsanız hepsi oradaydı hatta futbol kulüplerinin başkanları bile vardı. Bu aleti onlara gösterdim ve büyük bir gurur ile göğsümü kabartıp övgüleri kucaklamak için hazırlandım. Karşılaştığım tepki korkunçtu, hepsi bir ağızdan gözlerini bana dikilmiş bir halde bunun dünya için gereksiz olduğunu, onlar tarafından zaten bilindiğini ve dünyayı bu tip iğrençliklerden arındırmak için yıllarca çalıştıklarını söyleyip, gözlerimin önünde katlettiler o muhteşem şeyi. Onlara inanmadığımı, de...

Adam Ol!

Kokuşmuş bir düzenin içerisinde seni de pislikle boğmaya çalıştıklarını gördüğün halde tepkisiz kalarak yaşamaya devam etmek acaba o kokuşmuşların karaktersizliğinden daha kötü olabilir mi? Gerçekten de insan bazen şeffaflık ve dürüstlük üzerine kendine fazla yükleniyor. Neden karşılık beklemeksizin saflık, saygı ve sevgi gösteriyor ki? Kim neyi hak ediyor, neden bunun muhakemesini yapmıyor? Neden herkesi bir denge ile karşılama uğraşısına giriyor? Bıkıp, usanmıyor mu düzenlerden, oyunlardan? Rousseau çağırıyor, Freud söylüyor, Shakespeare inatla üstünde duruyor; neden hala insan kendini tüketiyor? Ya gitmeli ya da kuralları öğrenmeli, yoksa insan bugüne kadar attığı gibi son golü de kendi kalesine atacak.

Karanlık Anahtar

İnsan karanlıktan korkar. Peki bu korkma eylemi insanın doğasının bir gereği olarak mı ortaya çıkar yoksa karanlıkta görünmez olanların insan üzerindeki iktidarlarını kaybetme ihtimallerinden korkup da insana aşıladıkları birşey midir? İnsan keşfedemediği, algılayamadığı çevre, eylem ve dışsal faktörlerden korkar. Bu tanıma göre karanlığın korkuyu yaratması kaçınılmazdır diye cevap verenler olabilir. İlk bakışta zaten bu önerme doğrudur ama karanlıkta ortaya çıkan korku başka hiçbir faktöre bağlı değil midir? Karanlıkta insan korkmazsa, onu algılamaya çalışırsa o zaman ne olur? İşte bu noktada, gerçeklerden söz etmek gerekiyor. İnsanın gözünü kapattığında yaşadıkları ile karanlıkta kaldığında yaşadıkları arasındaki derin fark da yine burada beliriyor. Karanlıkla beraber insan adeta izole oluyor, sesler azalıp, belirginleşiyor, göz bebekleri büyüyor; kısacası tüm algılar üst noktada işlemeye başlıyor. İster tehlike durumuna geçmek diyelim, ister keşfedilemeyenin yarattığı dikkat, sonuç...

2011 Şubat'a bir kala İhtiyar'ın Durumları

Güney Kore yapımı bir filmdeki kadar derin acılar barındıran soyutlanmış bir hayata aitti kendisi. Soğuk odasında hissettiği tek sıcaklıktı nefesi. Çok zor uykuya dalan, asla uykudan keyif alamayan melek ruhlu ama keyifsiz bir adamdı. Aynaya bakmayı seven ama asla haz almayan, giydiği kıyafetlere özen gösteren fakat kimse tarafından fark edilmek istemeyen, bazen migreni bazen de ülseri ile savaş veren yakın zamanda verdiği kilolarla çelimsizleşmeye başlamış biriydi. Tad alamadığı hayatına yeni uğraşılar eklemek, gözlemler yapıp yeni yolculuklara dalmak en büyük mutluluğuydu. Yalnızlığı çok sevse de kalabalık ortamların yalnızı olmak ona her zaman daha cazip gelmekteydi çünkü gözlem yapma yetisi onu her zaman en fazla tahrik eden parçası olmuştu. Bazen insanlardan midesi bulanıyor, bazen onlarla beraber mutlu olmuş gibi yapıyor bazen de midesi bulansa da içindeki ışığı gördükleri için çabalıyordu biraz. İhtiyar, Vivaldi’yi çok sever, soğuk akşamlarında dört mevsimi anlatmasına ayrıca m...