Ana içeriğe atla

Zevk-i Kehanet

Karamsar bir geceydi, insanlık hazır değildi böylesine. İçlerde sıkıntı, düşlerde karanlık vardı. Uzaklardan gelen bir ışık dünyanın hükmünü değiştirmek için hazırlanıyordu. Mideleri kramplar, uykuları huzursuzluklar sardı. Kimileri vardı, biliyordu, hissediyordu ama söyleyemiyor, tanımlayamıyordu. Bir sinyal, bir ön uyarı sistemi sanki acı bir eda ile bağırıyordu. İsa son yemeğini yiyor, kutsal kâseye son defa şarap doluyordu. İnsanlık Kerbela’da şehit olan Hüseyin'in yanına, kutsallığın sembolü Meryem'in kucağına gidiyordu. Bakışlar çaresiz, yutkunmalar sayılıydı. Yıllar önce kurgulanan bir rehber, birkaç yüce ırkın hesaplamaları ve kimi kör, kimi acı dolu birkaç uğursuz kâhinin uydurmaları, hepsi kadere çanak tutarcasına bu tarihi gösteriyordu. Sokakları çığlıklar, nefesleri korkular sardı. Kimisi ürettiği müzikle, resimle; sanatla haykırıyor, kimisinin yaptığı takvim sona eriyordu. Bazıları dünyayı zenciler yönetecek diyor, kimisi son papanın ırkından bahsediyordu. Herkes bir şey diyor, çok şey biliniyor ama kimse sesini yükseltemiyordu. Görünen akışkan kodların haricinde, kodları hazırlayanların hükmettiği, ışığı toplu iğne başı kadar ama istediği hedefe yön verebilen bir sistem vardı; bazılarının bildiği ama konuşamadığı.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ne olacak şimdi?

Geçen gün birisi ile tanıştım, öyle entel veya özel birisi değil, sokaktan sen, ben gibi biri. Hepimiz kadar gerçek, hepimiz kadar acı dolu, hepimiz kadar zengin ve hepimiz kadar da mutlu biri. Yüzüne baktığımda aynaya bakmış gibi oldum, içimden nasılsın demek geldi, sordum. Teşekkür etti, biraz duraksadı güler bir yüzle iyiyim diyerek devam etti. Fark ediliyordu, verdiği cevabın ağzından bu kadar kolay çıkmasının sebebi, içinde bulunduğu huzurun neşe dolu ifadesinden çok ruhuna hiç değmeden çıkmasıydı. Üzerine gitmek istemedim, üsteleyip de rahatsız etmek istemedim çok yakın bulmuş olsam da kendime ne de olsa tanımıyordum onu. Başka bir konudan sohbet açarak biraz da onu mecbur bırakarak ahbaplığımızın ilerlemesini sağladım, bunu yapıyordum çünkü içimde karşı koyamadığım bir samimiyet vardı ona karşı. Ben samimi davrandıkça benden hiç esirgemediği gülücükleri daha da artıyor, daha da rahat ve bir o kadar da hayatı umursamazmış gibi cümlelerle ardı ardına kahkahaları patlatmaya devam e...

Deliler

Bir yaz akşamıydı, çantasını toplamış, odasının ışığı kapalı son defa postalarını kontrol ediyordu, bir kaç önemsediği insanın internetteki profillerine de son kez göz atıp elektronik dünya ile tüm bağlantısını kökünden bitirecekti. Düşündüğü gibi de oldu, ekranı usulca kapattı, kapağın üzerindeki yılların tozu ilk defa dikkatini çekmişti. Zaten hep böyle olmaz mı, tam vaz geçerken başka bir güzelliğini fark etmez misin bir şeylerin. Tişörtünün kolu ile şöyle bir aldı tozunu emektarın, öfkesi de biraz olsun yatışmıştı istemeden tüm hayatını içine sığdırdığı dostuna karşı. Ayağa kalktı, etrafı kolaçan etti, onlarca detay vardı daha önce gözüne çarpmayan, yaşamaya alıştığından, onlarla olmaya alıştığından dikkat etmediği ve zihninin istemsiz görmezden geldiği, bazılarını şöyle bir dokunarak yokladı, bazılarına hiç bulaşmadı bile, kitaplarından biri gözüne ilişti son olarak. Aldı, kapağına hafif bir dokunuş bıraktıktan sonra, aradan bir sayfa açıp okudu: "6-7 yaşlarında yalnızlık ne...

Buğday

Ben diyerek başlayacaksın işe, Yeni bir tohum gibi düşeceksin dünyaya, Bırakacaksın çoğunluğu, Önce sıkı sıkı tutunacaksın toprağa, Örteceksin bedenini, Asla kimseye neden veya nasıl demeyeceksin, Soruların kendine olacak, Sonra filizleneceksin kabuğunu aralayıp, Açılacaksın toprağın kudretine ve güneşin aydınlığına, Çorak toprakların, şeytan yüzlü hırsızları deneyecek ilk olarak koparmayı başaklarını, Sonra binbir güzel pınar geçecek yanından seni aldatmak için, Bakmayacaksın hiçbirine, Köklerin toprakta, gözlerin gökte olacak, Bekleyeceksin başaklarının olgunlaşacağı günleri, Ve o gün geldiğinde anlamsızlaşacak bedenin, Ayrılacaksın topraktan, tekrar toprağa kavuşmak için, Yükselecek, kudretin ellerinden ayrılıp, ışığın yüceliğine açacaksın kollarını, İşlenecek, parlayacak, bereketleneceksin, Değerlendikçe yüzün gülecek, Yaklaşacaksın ışığın kaynağına durmaksızın, Bir sofraya ekmek diye sunulduğun gün, göreceksin ışığın gerçeklerini, ve tekrar toprağa kavuşup, te...