Hıristiyan Kilisesi kanla kuruldu, kanla güçlendi ve kanla büyüdü diye, her şeye kılıçla hükmetmeye kalkanlar, sanki İsa ölmüş de kendi halkını kendi usulünce koruyamayacakmış gibi. Savaş öyle canavar ki, insandan çok hayvanlara yaraşır; öyle çılgın ki, şairler bile onun öç tanrıçaları tarafından salıverildiğini düşünür; öyle ölümcül ki, bir veba gibi bütün evreni bir anda silip süpürür öyle adaletsiz ki, en iyisi en aşağılık haydut sürüleri tarafından kazanılır; öyle zındık ki, İsa'yla asla alakası yoktur; buna rağmen onlar bütün işlerini güçlerini bırakıp sadece savaşırlar. Hatta bir ayağı çukurda yaşlıların bile[1] bir delikanlı gibi güç gösterilerinde bulunduğuna, bu konuda hiçbir masraftan kaçınmadığına, zorluklardan hiç yılmadığına tanık olursun; yasaymış, dinmiş, barışmış, insanlıkmış hiç aldırmadan her şeyi ters yüz ettikerine. İçlerinde mürekkep yalamış dalkavuklarımız da hiç eksik olmaz, bu apaçık çılgınlığı azim, sadakat, cesaret olarak adlandırırlar, düşünüp taşınıp bir bahane uydururlar ve insanın ölümcül kılıcını çekip kardeşinin bağırsaklarını deşmesini olağanmış gibi gösterirler; böylece İsa'nın yasası uyarınca bir Hıristiyanın bir Hıristiyana göstermesi gereken o yüce şefkati hiçe saymış olurlar.[1] Erasmus, altmış yaşında papalığa yükselen ve savaşlardan duyduğu zevkle ünlenen II. Iulius'u eleştirmektedir.
Aslında tatildeyim, güzelce dinlenip, yaz okulunun yükünü sırtlamaya hazırlayacaktım kendimi. Ama yine birşeyler dürttü sanki. Yukarıda yazdığım ve Erasmus'a ait olan satırlar, tamamen gündemden uzak şekilde, dün gece saat 05.00 civarı okurken denk geldiğim satırlardı. Ama şimdi haberlere baktığımda şaka gibi geliyor durum, çok fazla da yorum yapmak istemiyorum. 500 sene önce yazılmış bu cümleler belki de dünyanın nasıl bir döngü içerisinde olduğunu çok güzel özetliyor. Yazıyı okuyup da kafasında bu hıristiyanlıkla ilgili düşüncelerin ne alakası var gündemle diyenler lütfen zahmet edip de bir daha bloğuma uğramasınlar.