Ana içeriğe atla

Hükümsüz ve Anlamsız Ortaya Karışık Tümceler

Oturdum yine bilgisayarın başına, saate bakıyorum, sabaha karşı 04.14. Ortaya karışık istiyor canım, kopuk olacak ama varsın olsun, tadı da bazen böyle çıkıyor; anlamsız, bağımsız, olgudan ve yüklemden yoksun ama bir o kadar da ucu açık, yazmaktan çok düşünmeye yönelik bir eylem, haydi destur:

Midemde içtiğim ve yediğim şeylerin yaratmış oldukları hafif bir ekşilik, kafamda birkaç düşünce, ağzımda tatsız bir hava.

İçimden fışkırmakta olan birkaç ayrı karakter ve hükmetmeye çalıştığım bir vücut.

Boşlukta olmanın verdiği stressizlik ama aynı anda umursamazlık ve bu umursamazlığın getirdiği rahatlık.

Zaman yok diye yapılamayan birçok heves ve onların zaman olduğunda anlamsızlaşması.

Bir yere gitmeyi istemek ama üşenmek, gittikten sonra da dönmemek için mazeretler üretmek.

Hayatı anlamaya çalışırken anlamsızlaştırmak, en anlamsız geldiği anda ise inanılmayacak derece saçma bir anlam yüklemek.

Açlıktan ölüyor olduğunu düşünüp yemeğe oturup, yemeğe başladığında ondan tiksinmek ve tok olmak.

Ayaktaki botun çevreden korurken içerdeki ayağı yorması ve acıtması.

Her gün kalkıp bir kıyafet giymek, akşam olduğunda da çıkartmak.

Bir düzen içerisinde inatla yaşamaya çalışıp, o düzeni her sabah tekrar tekrar bozarak her akşam tekrar düzenlemek.

İnsan gibi yaşadığını sanıp, hayvan gibi seks yapmak istemek.

Freud’a sapkın diyenle, 14 yaşındaki yeğenine tecavüz edenleri aynı toplumda kabullenmek.

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine. (Nazım Hikmet)

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ne olacak şimdi?

Geçen gün birisi ile tanıştım, öyle entel veya özel birisi değil, sokaktan sen, ben gibi biri. Hepimiz kadar gerçek, hepimiz kadar acı dolu, hepimiz kadar zengin ve hepimiz kadar da mutlu biri. Yüzüne baktığımda aynaya bakmış gibi oldum, içimden nasılsın demek geldi, sordum. Teşekkür etti, biraz duraksadı güler bir yüzle iyiyim diyerek devam etti. Fark ediliyordu, verdiği cevabın ağzından bu kadar kolay çıkmasının sebebi, içinde bulunduğu huzurun neşe dolu ifadesinden çok ruhuna hiç değmeden çıkmasıydı. Üzerine gitmek istemedim, üsteleyip de rahatsız etmek istemedim çok yakın bulmuş olsam da kendime ne de olsa tanımıyordum onu. Başka bir konudan sohbet açarak biraz da onu mecbur bırakarak ahbaplığımızın ilerlemesini sağladım, bunu yapıyordum çünkü içimde karşı koyamadığım bir samimiyet vardı ona karşı. Ben samimi davrandıkça benden hiç esirgemediği gülücükleri daha da artıyor, daha da rahat ve bir o kadar da hayatı umursamazmış gibi cümlelerle ardı ardına kahkahaları patlatmaya devam e...

Kadın üstün ama üzülen, erkek ise kaba ve salak olandır

... “Benimle ölmeye var mısın?” dedi, Müjgan. “Ölmek mi? Bu kadar basit şeyleri mi paylaşacağız? Sen, ya sen ey o gözleri alev topu gibi parlayan genç kadın, ey sen kalbimde yeni denizler yaratan muhteşem varlık, sen benimle bir olmaya var mısın?” “Bir olmak? Bu ölmekten daha mı zor, daha mı anlamlı yani?” dedi, Müjgan. “Sen ki bana baharı getirmiş, sen ki bana çiçeklerin kokusunu öğretmiş yüce varlık, sen ki hayatın sıfatlarını benim görmemi sağlamış insan, nasıl oluyor da bunları göremiyorsun?” diye bir an parladı genç adam. “Bir de beni suçluyor musun, basitliğin yetmiyor, beni benimle ölebilecek kadar sevmediğini söyleyemediğin yetmiyor bir de beni mi suçluyorsun?” diye çıkıştı, Müjgan. Kelimeler faydasız, gözleri yaşlı doğruldu genç adam, “Özür dilerim sevgilim haklısın, anlayamadım, saçmaladım. Senin için ölüm bürünebileceğim en güzel halken ben nerelere kaydırdım zihnimi.” “Ama” dedi Müjgan, “Ama sen başta başka şeylerden bahsettin, sen beni sevmiyorsun.” “Yapma lütfen, a...

Deliler

Bir yaz akşamıydı, çantasını toplamış, odasının ışığı kapalı son defa postalarını kontrol ediyordu, bir kaç önemsediği insanın internetteki profillerine de son kez göz atıp elektronik dünya ile tüm bağlantısını kökünden bitirecekti. Düşündüğü gibi de oldu, ekranı usulca kapattı, kapağın üzerindeki yılların tozu ilk defa dikkatini çekmişti. Zaten hep böyle olmaz mı, tam vaz geçerken başka bir güzelliğini fark etmez misin bir şeylerin. Tişörtünün kolu ile şöyle bir aldı tozunu emektarın, öfkesi de biraz olsun yatışmıştı istemeden tüm hayatını içine sığdırdığı dostuna karşı. Ayağa kalktı, etrafı kolaçan etti, onlarca detay vardı daha önce gözüne çarpmayan, yaşamaya alıştığından, onlarla olmaya alıştığından dikkat etmediği ve zihninin istemsiz görmezden geldiği, bazılarını şöyle bir dokunarak yokladı, bazılarına hiç bulaşmadı bile, kitaplarından biri gözüne ilişti son olarak. Aldı, kapağına hafif bir dokunuş bıraktıktan sonra, aradan bir sayfa açıp okudu: "6-7 yaşlarında yalnızlık ne...