Midemde içtiğim ve yediğim şeylerin yaratmış oldukları hafif bir ekşilik, kafamda birkaç düşünce, ağzımda tatsız bir hava.
İçimden fışkırmakta olan birkaç ayrı karakter ve hükmetmeye çalıştığım bir vücut.
Boşlukta olmanın verdiği stressizlik ama aynı anda umursamazlık ve bu umursamazlığın getirdiği rahatlık.
Zaman yok diye yapılamayan birçok heves ve onların zaman olduğunda anlamsızlaşması.
Bir yere gitmeyi istemek ama üşenmek, gittikten sonra da dönmemek için mazeretler üretmek.
Hayatı anlamaya çalışırken anlamsızlaştırmak, en anlamsız geldiği anda ise inanılmayacak derece saçma bir anlam yüklemek.
Açlıktan ölüyor olduğunu düşünüp yemeğe oturup, yemeğe başladığında ondan tiksinmek ve tok olmak.
Ayaktaki botun çevreden korurken içerdeki ayağı yorması ve acıtması.
Her gün kalkıp bir kıyafet giymek, akşam olduğunda da çıkartmak.
Bir düzen içerisinde inatla yaşamaya çalışıp, o düzeni her sabah tekrar tekrar bozarak her akşam tekrar düzenlemek.
İnsan gibi yaşadığını sanıp, hayvan gibi seks yapmak istemek.
Freud’a sapkın diyenle, 14 yaşındaki yeğenine tecavüz edenleri aynı toplumda kabullenmek.
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine. (Nazım Hikmet)