Ana içeriğe atla

Çağdaş Olmak

Saat yine 4 civarı, ben yine yazıyorum. Hayatımdaki düzeni özetleyecek çok güzel bir cümle buldum: Gözlerim insanların demesine göre en güzel rengini -yeşili- yaşardığı zamanlarda alıyor. İşte hayatımdaki her şey böyle ilerliyor. İnsanları mutlu ettiğim zamanlar hep içimdeki acının doruklarında, kendi mutluluğumdan zevk aldığım zamanlar da başkalarının damarlarındaki kanı emerken buluyorum kendimi. Neden böyle olmak zorunda bilmiyorum, bunu farkında olduğumdan beri oldukça fazla da yoruluyorum, daha yaşım 24 hatta Kasım doğumlu olmanın verdiği avantajı da katarsak 23 ama aynada baktığımda gördüğüm beyaz saçlar neyin nesi? Ne beni bu kadar sıkan, daraltan, üzen? İçinde olduğum düzenle sürekli zıt yaşamak zorunda kalmam olabilir mi? Nefes almaya çalıştığım her an başka birinin nefesini kesiyor olmam, insanların acılarından beslenip de hayatımı sürdürmem, bazen bu huyuma kendim bile katlanamayıp mutsuz olmam olabilir mi? Neden duruyorum peki hayatta? Nedir beni bağlayan, işte zaten işin güzel tarafı da bu sanırım, gözlerimin yeşilini keşfetmesi gerekiyor insanların. Peki ya bunun bana getireceği sonuçlar mı? Acı, her yaşananın sonucu değil başlangıcıdır ve bu başlangıcın düzgün olmaması için hiçbir sebep yok. O yüzdendir ki kendimi yenip, olmam gereken noktaya ulaşmamda en büyük gerçek olacak acı. Bazen megaloman bazen mazoşist roller üstleniyor gibi dursam da tek bildiğim var ben Çağdaş'ım. Blog, bu senin için de özel bir an, adımı itiraf ettim sana, Çağdaş'ım ve özüm adımda saklı, yaşadığım dönemin adamıyım, onu yansıtıyor, taşıyor, ilerletiyor ve onunla beraber harmanlanıp ben de ilerliyorum. Bazen 3snde bir bile değişmeyi başaran ruh halim de bunun göstergesi olsa gerek. Zaman ilerliyor, Çağdaş ilerliyor, insanlar değişiyor Çağdaş adapte oluyor; yorucu, acılı ama gerekli. Bu çok samimi ve özel bir yazı oldu aslında ama varsın olsun, demek ki bunun zamanıymış bu gece, çıkması gereken buymuş. Saygılar.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ne olacak şimdi?

Geçen gün birisi ile tanıştım, öyle entel veya özel birisi değil, sokaktan sen, ben gibi biri. Hepimiz kadar gerçek, hepimiz kadar acı dolu, hepimiz kadar zengin ve hepimiz kadar da mutlu biri. Yüzüne baktığımda aynaya bakmış gibi oldum, içimden nasılsın demek geldi, sordum. Teşekkür etti, biraz duraksadı güler bir yüzle iyiyim diyerek devam etti. Fark ediliyordu, verdiği cevabın ağzından bu kadar kolay çıkmasının sebebi, içinde bulunduğu huzurun neşe dolu ifadesinden çok ruhuna hiç değmeden çıkmasıydı. Üzerine gitmek istemedim, üsteleyip de rahatsız etmek istemedim çok yakın bulmuş olsam da kendime ne de olsa tanımıyordum onu. Başka bir konudan sohbet açarak biraz da onu mecbur bırakarak ahbaplığımızın ilerlemesini sağladım, bunu yapıyordum çünkü içimde karşı koyamadığım bir samimiyet vardı ona karşı. Ben samimi davrandıkça benden hiç esirgemediği gülücükleri daha da artıyor, daha da rahat ve bir o kadar da hayatı umursamazmış gibi cümlelerle ardı ardına kahkahaları patlatmaya devam e...

Kadın üstün ama üzülen, erkek ise kaba ve salak olandır

... “Benimle ölmeye var mısın?” dedi, Müjgan. “Ölmek mi? Bu kadar basit şeyleri mi paylaşacağız? Sen, ya sen ey o gözleri alev topu gibi parlayan genç kadın, ey sen kalbimde yeni denizler yaratan muhteşem varlık, sen benimle bir olmaya var mısın?” “Bir olmak? Bu ölmekten daha mı zor, daha mı anlamlı yani?” dedi, Müjgan. “Sen ki bana baharı getirmiş, sen ki bana çiçeklerin kokusunu öğretmiş yüce varlık, sen ki hayatın sıfatlarını benim görmemi sağlamış insan, nasıl oluyor da bunları göremiyorsun?” diye bir an parladı genç adam. “Bir de beni suçluyor musun, basitliğin yetmiyor, beni benimle ölebilecek kadar sevmediğini söyleyemediğin yetmiyor bir de beni mi suçluyorsun?” diye çıkıştı, Müjgan. Kelimeler faydasız, gözleri yaşlı doğruldu genç adam, “Özür dilerim sevgilim haklısın, anlayamadım, saçmaladım. Senin için ölüm bürünebileceğim en güzel halken ben nerelere kaydırdım zihnimi.” “Ama” dedi Müjgan, “Ama sen başta başka şeylerden bahsettin, sen beni sevmiyorsun.” “Yapma lütfen, a...

Deliler

Bir yaz akşamıydı, çantasını toplamış, odasının ışığı kapalı son defa postalarını kontrol ediyordu, bir kaç önemsediği insanın internetteki profillerine de son kez göz atıp elektronik dünya ile tüm bağlantısını kökünden bitirecekti. Düşündüğü gibi de oldu, ekranı usulca kapattı, kapağın üzerindeki yılların tozu ilk defa dikkatini çekmişti. Zaten hep böyle olmaz mı, tam vaz geçerken başka bir güzelliğini fark etmez misin bir şeylerin. Tişörtünün kolu ile şöyle bir aldı tozunu emektarın, öfkesi de biraz olsun yatışmıştı istemeden tüm hayatını içine sığdırdığı dostuna karşı. Ayağa kalktı, etrafı kolaçan etti, onlarca detay vardı daha önce gözüne çarpmayan, yaşamaya alıştığından, onlarla olmaya alıştığından dikkat etmediği ve zihninin istemsiz görmezden geldiği, bazılarını şöyle bir dokunarak yokladı, bazılarına hiç bulaşmadı bile, kitaplarından biri gözüne ilişti son olarak. Aldı, kapağına hafif bir dokunuş bıraktıktan sonra, aradan bir sayfa açıp okudu: "6-7 yaşlarında yalnızlık ne...