Gülmek ne kadar kolay, içten, bazen de bir o kadar yapmacık. Kimi zaman neler getireceğini bilmeden acımasızca şiddet yaratan, kimi zaman da bütün kötülükleri, kızgın kor gibi parlayan nefreti alıp götüren. İnsan etrafındakileri sorgular, asar, keser. İnsan bilmez, bazıları vardır dışları her zaman diri, güçlü ve yılmak bilmeyen bir savaşçı gibi dururken, içlerinde büyük bir savaşın yıkıntıları arasında kaybolup gitmekte olan ince ruhlu bir sanatçı taşır. Ve bunlar belki de en kötü şekilde yaşamın ortasında sıkışmış tanrının en fazla cezalandırdığı kullarıdır, çünkü çevrelerinden gündelik yansımaları alırlar ama içleri çoğu zaman bunu kaldıramayacak kadar aciz düşmüştür. Asla sorgulayamazlar içlerindeki isyanları, asla dışa vuramazlar. Ortamın en komik anlarında en büyük kahkahayı atarken, ağızlarından biraz ileride kalplerinde kanamakta olan yaralarını yüksek desibelli gülüşleri ile kapatırlar. Yeri gelir ortamın en komik, yeri gelir en zeki, yeri gelir en mutlu insanı olurlar, olmasına olurlar da içlerinde besledikleri ikinci kişilikleri ile her zaman başka bir insan olarak kalırlar.
Gülmek de böyledir işte, bazen acı ile bazen aşağılama ile bazen de neşe ile gelir insanın içerisinden. Özünde her tarz ortak bir noktaya hizmet eder: eğlence. Fakat gülünen varlığın algılayışı çok önemlidir. İşte o da bazen bir cevap olur karşı tarafa; ya gülerek ya somurtarak ya da yine dışarıya hiçbir şey vurmadan içindeki gezegeni yakarak. Kimine göre eli çekiçli güçlü adam, kimine göre bir enerji, kimine göre de yüce yaradan, biliyorum çok kalmadı ama hiç de az değil, ama artık daha kolay alışıyorum, senin istediğin sistemin adamı olma yolunda istediğinden de hızlı koşuyorum. Hiç arkama bakmadan önüme gelen her bedeni kemirerek bir adım daha ilerliyorum gerçeklerin tamamen yok olduğu yere. Umutların ortasında hapsolmuş 9-5 çalışan robotların diyarına.
