Uzun zamandır yazmak istesem de elim bir türlü gitmedi şu klavyeye, rahatından 10 gün erteledim yazacağım onca şeyi. Bir sürü kötülük veya karamsarlık dolu cümle dökülebilir şuan parmaklarımdan ancak daha güzel bir yazı yazmak istiyor canım, daha insana yaşamak için mazeret olabilecek türden bir şey. Fantastik kurgu türünde yazmayı istediğimi söylesem herhalde herkes bana yok artık sen ve fantastik kurgu? Nefret edersin sen öyle şeylerden derlerdi ama yaşadığım bir olay bunu mecbur kıldı adeta. O zaman lafı daha da uzatmadan masal kıvamında olması muhtemel yazıya giriş yapalım:
Aylardan nisan, günlerden cuma, müslüman insanların en büyük eylemlerinden biri öğlen saatleri itibari ile gerçekleşmekte, kahramanlarımız Ada ve arkadaşı; dungeonların efendisi yola koyulmuşlar, büyük bir hazine peşindeler. Aradıkları hazineyi, yaptıkları özel büyülerle aramakta ve bazen de yollarına çıkan eski keşişlerden yardım almaktalar. Kahramanlarımız lanetli mekânlarla dolu haritada, bazen aynı yolu defalarca kat edip, bazen de dik yokuşlar tırmanarak eski bir hanın önünde kendilerini bulurlar.
Dungeonlar efendisi hancıya sorar: “Biz gigatech adlı gate’i aramaktayız hancı, oradaki büyük hazine bizim kaderimizdir, yolu nereye düşer bilir misin?”
Hancı döner, hanın kapısından birkaç adım dışarıya çıkar ve Ada’nın önünde durduğu gizli, kasvetli ve uğursuz binayı göstererek: “Aradığınız geçit burasıdır ama buraya girenler bırakın hazine bulmayı sağlıklı olarak geri bile çıkamamışlardır” der.
Ada ile arkadaşı bir an birbirlerine bakarlar, fakat onlar da farkındadırlar, kaderleri bu kapının arkasında onları beklemektedir ve bir anlık tereddüdü üzerlerinden attıktan sonra içeriye adımlarını atarlar. İçerisi az biraz camların arasından süzülen ışıklarla aydınlanmaktadır, ilk anda kötü bir görüntü çarpmaz göze fakat Ada sol tarafından gelen sesle irkilir ve kafasını o tarafa çevirir, gördüğü manzara şok edicidir. Bir trol kadın, kendisine özel arabasında oturmuş, hastalıklı bedeni, ağzında önceden beri çiğnemekte olduğu yemeğin son yudumu, elinde bir tabak patatese benzeyen ancak ne olduğunu tanrının bildiği nesneler dolaştıran bir orga seslenmektedir. Ada tam bunun şoku ile büyülenmişken tekrar irkilir, sağ tarafında yürüt geçe bindirilmiş bir hobbit çok muhtemeldir ki org'un elindeki yiyeceği gözüne kestirmiş olarak hareket etmektedir. Ada aldığı bu son şok darbesi ile arkadaşına döner ve hala hazinenin peşinde misin diye endişe dolu gözlerle arkadaşına fısıldar. Aldığı cevap açıktır, daha fazla söz söylemeye, zaman kaybetmeye gerek yoktur, hazine her ne getirecek olursa olsun bu ortamdan çıkartılmamalı, bu insanlıktan uzak geçidin içerisinde yaşayan canlılar gün yüzü ile tanışmamalıdır. Bir anlık boşluktan istifade eden kahramanlarımız hızlı bir hareketle kendilerini dışarıya atarlar ve yaşadıkları o anı kimseye anlatmamak üzere söz verirler. Gate’in çıkışına yaptıkları özel büyülerle gate’i tanınmaz, keşfedilemez hale getirdikten sonra oradan uzaklaşır ve hayatlarına devam ederler.
"Gerçek bir hikayeden esinlenilerek yazılmıştır"
Hancı döner, hanın kapısından birkaç adım dışarıya çıkar ve Ada’nın önünde durduğu gizli, kasvetli ve uğursuz binayı göstererek: “Aradığınız geçit burasıdır ama buraya girenler bırakın hazine bulmayı sağlıklı olarak geri bile çıkamamışlardır” der.
Ada ile arkadaşı bir an birbirlerine bakarlar, fakat onlar da farkındadırlar, kaderleri bu kapının arkasında onları beklemektedir ve bir anlık tereddüdü üzerlerinden attıktan sonra içeriye adımlarını atarlar. İçerisi az biraz camların arasından süzülen ışıklarla aydınlanmaktadır, ilk anda kötü bir görüntü çarpmaz göze fakat Ada sol tarafından gelen sesle irkilir ve kafasını o tarafa çevirir, gördüğü manzara şok edicidir. Bir trol kadın, kendisine özel arabasında oturmuş, hastalıklı bedeni, ağzında önceden beri çiğnemekte olduğu yemeğin son yudumu, elinde bir tabak patatese benzeyen ancak ne olduğunu tanrının bildiği nesneler dolaştıran bir orga seslenmektedir. Ada tam bunun şoku ile büyülenmişken tekrar irkilir, sağ tarafında yürüt geçe bindirilmiş bir hobbit çok muhtemeldir ki org'un elindeki yiyeceği gözüne kestirmiş olarak hareket etmektedir. Ada aldığı bu son şok darbesi ile arkadaşına döner ve hala hazinenin peşinde misin diye endişe dolu gözlerle arkadaşına fısıldar. Aldığı cevap açıktır, daha fazla söz söylemeye, zaman kaybetmeye gerek yoktur, hazine her ne getirecek olursa olsun bu ortamdan çıkartılmamalı, bu insanlıktan uzak geçidin içerisinde yaşayan canlılar gün yüzü ile tanışmamalıdır. Bir anlık boşluktan istifade eden kahramanlarımız hızlı bir hareketle kendilerini dışarıya atarlar ve yaşadıkları o anı kimseye anlatmamak üzere söz verirler. Gate’in çıkışına yaptıkları özel büyülerle gate’i tanınmaz, keşfedilemez hale getirdikten sonra oradan uzaklaşır ve hayatlarına devam ederler.
"Gerçek bir hikayeden esinlenilerek yazılmıştır"
