Ana içeriğe atla

Sabır (~Gitmek)

Bazen insan alıp başını gitmek istiyor ama tam kopacağı anda hayattan, aynı kulübesinin yanındaki kazığa zincirinin bağlı olduğunu ancak kovaladığı kedinin bahçe sınırlarının dışına çıkması ile fark eden bir köpek gibi içerisinden gelen birşeyler tarafından küt diye durduruluyor. İşte tam o anlardan birini yaşıyorum, durmak istemiyorum ama yetiştirmem gereken yığınla ödev üzerimde kontrol sağlıyor ve bana engel oluyor. Yaşamanın anlamı bu mu? Bu mu mutluluk? İçimden gelenleri yapamayacaksam neden var oluyorum ki? Ha bu yazdığım satırlarla kendimi cesaretlendirip de gidersem ne olacak peki? Bir tane F’i garantileyeceğim, üzerine yetmez gibi onun getirdiği psikolojik çöküntüyü tüm dönem üzerimde taşıyacağım. Beynimde fırtılanalar kopuyor, bedenim kendisi ile bir savaşa giriyor ve sonucunda ne kazanacak olursa olsun kaybeden ben oluyorum. Bakıyorum geçmişe veya kitaplara hep bu gibi anlarda alıp başını gidebilenler başarıyı yakalamış, tabiki hezimet de var, bazen sürünmek de ama sonucunda kurban ettiği, geride bıraktığı kısaca vazgeçtikleri karşısında mükafat almayı başarmış insanlar. Peki bunu ben ne zaman yapacağım? Yoksa ben korkak, saplantıları içerisinde kalmış içindeki potansiyeli bildiği halde bir adım ileriye gidemeyen biri mi olacağım? Sanırım bunun cevabını biliyorum, beklediğim kadar büyük bir hikaye bulamadım kendime peşinden gidecek ve o hikaye için kanını dökeceğim kurban da sanırım yeterince büyümedi daha. O zaman devam ediyorum ben gündelik ödevlerin arasındaki hayatıma, durmaksızın...
Son 3-4 cümleden çok rahatsızım, kendime yine bir mazeret bulmuş gibi hissediyorum, bunu bir döngüye sokup bu yazıyı böyle kişiselleşmiş satırlarla bitirmekten de mutsuz olduğumu söylersem sanırım bu yazıya koyacağım tag’lerin başında “emo” olması gerekecek. O zaman kapanışı kaçışımı engelleyen mazeretleri üreten sabrıma bir gönderme yaparak bitirip durumu kurtaralım:

Korkunç bir yıkımdan
Beni kurtaran tatlı, tanıdık ses,
Çocukluk duygularımdan kalan
Mutlu dönemin anısıyla yanılttı beni,
Yeriyorum hepsini, ruhumuzu
Düşlerle büyüleyen, tuzağa düşüren,
Sıkıntılar oyuğuna sürükleyen,
Yaltaklıkla, ikiyüzlülükle yanıltanları.
Lânet şu yüksek düşünceye
Ruhumuzun kendini yücelttiği
Lânet göz kamaştıran görüntüye
Duygularımızı baskıya alana!
Lânet düşlerimize giren ikiyüzlülüğe,
Ün, san tutkusuyla bizi yanıltana!
Lânet iyiliği ile bizi şımartan
Kadına, çocuğa, uşağa, sapana,
Lânet bizi saptıran varsıllığa,
Bize gereksiz işler yaptırana,
Kötülüğe yönelten, baştan çıkarana!
Bu tür eğilimlere olanak sağlayana,
Lânet üzümlerin tatlı kokuşlu suyuna!
Lânet şu üstün, yüce aşka!
Lânet umuda, lânet inana!
Lânet hepsinden önce sabıra!

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ne olacak şimdi?

Geçen gün birisi ile tanıştım, öyle entel veya özel birisi değil, sokaktan sen, ben gibi biri. Hepimiz kadar gerçek, hepimiz kadar acı dolu, hepimiz kadar zengin ve hepimiz kadar da mutlu biri. Yüzüne baktığımda aynaya bakmış gibi oldum, içimden nasılsın demek geldi, sordum. Teşekkür etti, biraz duraksadı güler bir yüzle iyiyim diyerek devam etti. Fark ediliyordu, verdiği cevabın ağzından bu kadar kolay çıkmasının sebebi, içinde bulunduğu huzurun neşe dolu ifadesinden çok ruhuna hiç değmeden çıkmasıydı. Üzerine gitmek istemedim, üsteleyip de rahatsız etmek istemedim çok yakın bulmuş olsam da kendime ne de olsa tanımıyordum onu. Başka bir konudan sohbet açarak biraz da onu mecbur bırakarak ahbaplığımızın ilerlemesini sağladım, bunu yapıyordum çünkü içimde karşı koyamadığım bir samimiyet vardı ona karşı. Ben samimi davrandıkça benden hiç esirgemediği gülücükleri daha da artıyor, daha da rahat ve bir o kadar da hayatı umursamazmış gibi cümlelerle ardı ardına kahkahaları patlatmaya devam e...

Deliler

Bir yaz akşamıydı, çantasını toplamış, odasının ışığı kapalı son defa postalarını kontrol ediyordu, bir kaç önemsediği insanın internetteki profillerine de son kez göz atıp elektronik dünya ile tüm bağlantısını kökünden bitirecekti. Düşündüğü gibi de oldu, ekranı usulca kapattı, kapağın üzerindeki yılların tozu ilk defa dikkatini çekmişti. Zaten hep böyle olmaz mı, tam vaz geçerken başka bir güzelliğini fark etmez misin bir şeylerin. Tişörtünün kolu ile şöyle bir aldı tozunu emektarın, öfkesi de biraz olsun yatışmıştı istemeden tüm hayatını içine sığdırdığı dostuna karşı. Ayağa kalktı, etrafı kolaçan etti, onlarca detay vardı daha önce gözüne çarpmayan, yaşamaya alıştığından, onlarla olmaya alıştığından dikkat etmediği ve zihninin istemsiz görmezden geldiği, bazılarını şöyle bir dokunarak yokladı, bazılarına hiç bulaşmadı bile, kitaplarından biri gözüne ilişti son olarak. Aldı, kapağına hafif bir dokunuş bıraktıktan sonra, aradan bir sayfa açıp okudu: "6-7 yaşlarında yalnızlık ne...

Buğday

Ben diyerek başlayacaksın işe, Yeni bir tohum gibi düşeceksin dünyaya, Bırakacaksın çoğunluğu, Önce sıkı sıkı tutunacaksın toprağa, Örteceksin bedenini, Asla kimseye neden veya nasıl demeyeceksin, Soruların kendine olacak, Sonra filizleneceksin kabuğunu aralayıp, Açılacaksın toprağın kudretine ve güneşin aydınlığına, Çorak toprakların, şeytan yüzlü hırsızları deneyecek ilk olarak koparmayı başaklarını, Sonra binbir güzel pınar geçecek yanından seni aldatmak için, Bakmayacaksın hiçbirine, Köklerin toprakta, gözlerin gökte olacak, Bekleyeceksin başaklarının olgunlaşacağı günleri, Ve o gün geldiğinde anlamsızlaşacak bedenin, Ayrılacaksın topraktan, tekrar toprağa kavuşmak için, Yükselecek, kudretin ellerinden ayrılıp, ışığın yüceliğine açacaksın kollarını, İşlenecek, parlayacak, bereketleneceksin, Değerlendikçe yüzün gülecek, Yaklaşacaksın ışığın kaynağına durmaksızın, Bir sofraya ekmek diye sunulduğun gün, göreceksin ışığın gerçeklerini, ve tekrar toprağa kavuşup, te...