Bazen insan alıp başını gitmek istiyor ama tam kopacağı anda hayattan, aynı kulübesinin yanındaki kazığa zincirinin bağlı olduğunu ancak kovaladığı kedinin bahçe sınırlarının dışına çıkması ile fark eden bir köpek gibi içerisinden gelen birşeyler tarafından küt diye durduruluyor. İşte tam o anlardan birini yaşıyorum, durmak istemiyorum ama yetiştirmem gereken yığınla ödev üzerimde kontrol sağlıyor ve bana engel oluyor. Yaşamanın anlamı bu mu? Bu mu mutluluk? İçimden gelenleri yapamayacaksam neden var oluyorum ki? Ha bu yazdığım satırlarla kendimi cesaretlendirip de gidersem ne olacak peki? Bir tane F’i garantileyeceğim, üzerine yetmez gibi onun getirdiği psikolojik çöküntüyü tüm dönem üzerimde taşıyacağım. Beynimde fırtılanalar kopuyor, bedenim kendisi ile bir savaşa giriyor ve sonucunda ne kazanacak olursa olsun kaybeden ben oluyorum. Bakıyorum geçmişe veya kitaplara hep bu gibi anlarda alıp başını gidebilenler başarıyı yakalamış, tabiki hezimet de var, bazen sürünmek de ama sonucunda kurban ettiği, geride bıraktığı kısaca vazgeçtikleri karşısında mükafat almayı başarmış insanlar. Peki bunu ben ne zaman yapacağım? Yoksa ben korkak, saplantıları içerisinde kalmış içindeki potansiyeli bildiği halde bir adım ileriye gidemeyen biri mi olacağım? Sanırım bunun cevabını biliyorum, beklediğim kadar büyük bir hikaye bulamadım kendime peşinden gidecek ve o hikaye için kanını dökeceğim kurban da sanırım yeterince büyümedi daha. O zaman devam ediyorum ben gündelik ödevlerin arasındaki hayatıma, durmaksızın...
Son 3-4 cümleden çok rahatsızım, kendime yine bir mazeret bulmuş gibi hissediyorum, bunu bir döngüye sokup bu yazıyı böyle kişiselleşmiş satırlarla bitirmekten de mutsuz olduğumu söylersem sanırım bu yazıya koyacağım tag’lerin başında “emo” olması gerekecek. O zaman kapanışı kaçışımı engelleyen mazeretleri üreten sabrıma bir gönderme yaparak bitirip durumu kurtaralım:
Korkunç bir yıkımdan
Beni kurtaran tatlı, tanıdık ses,
Çocukluk duygularımdan kalan
Mutlu dönemin anısıyla yanılttı beni,
Yeriyorum hepsini, ruhumuzu
Düşlerle büyüleyen, tuzağa düşüren,
Sıkıntılar oyuğuna sürükleyen,
Yaltaklıkla, ikiyüzlülükle yanıltanları.
Lânet şu yüksek düşünceye
Ruhumuzun kendini yücelttiği
Lânet göz kamaştıran görüntüye
Duygularımızı baskıya alana!
Lânet düşlerimize giren ikiyüzlülüğe,
Ün, san tutkusuyla bizi yanıltana!
Lânet iyiliği ile bizi şımartan
Kadına, çocuğa, uşağa, sapana,
Lânet bizi saptıran varsıllığa,
Bize gereksiz işler yaptırana,
Kötülüğe yönelten, baştan çıkarana!
Bu tür eğilimlere olanak sağlayana,
Kötülüğe yönelten, baştan çıkarana!
Bu tür eğilimlere olanak sağlayana,
Lânet üzümlerin tatlı kokuşlu suyuna!
Lânet şu üstün, yüce aşka!
Lânet umuda, lânet inana!
Lânet hepsinden önce sabıra!
