Ana içeriğe atla

Allah mısın mübarek?

Derin hatalar var hayatımızda, hiç kimse olduğu yeri kestiremiyor, kendini ya çok fazla yukarılarda ya da çok fazla aşağılarda görmek temel bir huy olmuş bizde. Bakıyorum biri gelip ben tanrıyım diyor bir diğerine bakıyorum ben zavallı bir kulum, elimden ne gelir ki tek insan olarak diyor. Kendini küçük görenin kişilik ve özgüven eksiklikleri kolayca görülüyor ve onun eğitimi konusunda problem olmuyor da, kendini tanrı sananın durumu biraz problem çıkartabiliyor. Benmerkezci yaklaşımlarını, kafasında kurduğu düzenle beraber çok güzel saklayıp, aslında herkesi anlıyormuş ve kimseye karşı bir anarşist duruşu yokmuş gibi gözükürken, içerden içerden planlarını yapıyor. Kafasındaki doğruları asla değiştirmeden, sadece geliştirerek gidiyor ki bu geliştirme süreci de çok sancılı oluyor, çünkü karşısındakilere duyduğu öfke onu her şeyden kaçmaya itiyor, sonuç olarak gelişim ancak yine kendi bir şeyler keşfederse mümkün oluyor. Aslında bu tanrılaşma, mevcut dünyanın içerisinde kendisine başka bir dünya yaratıp onu yönetmekten öteye gitmiyor, bunu farkında olmadan bütün dünyaya hükmettiğini sanan insan da; ancak kendi oyun bahçesinde kumla oynayan bir çocuk gibi kumdan yaptığı kalelerle, savaştırdığı askerlerle dünyayı fethettiğini sanıyor. Sonuca gelecek olursak, bazen öyle bir zaman geliyor, öyle kararlar alınıyor ki, o eleştirilen, birey olmaktan yoksun varlık bile "tanrı"dan üstün olabiliyor. O yüzden dünyayı yönetirken dikkat etmek gerekiyor, bir dalga gelip bazen o dünyayı başınıza yıkabiliyor.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ne olacak şimdi?

Geçen gün birisi ile tanıştım, öyle entel veya özel birisi değil, sokaktan sen, ben gibi biri. Hepimiz kadar gerçek, hepimiz kadar acı dolu, hepimiz kadar zengin ve hepimiz kadar da mutlu biri. Yüzüne baktığımda aynaya bakmış gibi oldum, içimden nasılsın demek geldi, sordum. Teşekkür etti, biraz duraksadı güler bir yüzle iyiyim diyerek devam etti. Fark ediliyordu, verdiği cevabın ağzından bu kadar kolay çıkmasının sebebi, içinde bulunduğu huzurun neşe dolu ifadesinden çok ruhuna hiç değmeden çıkmasıydı. Üzerine gitmek istemedim, üsteleyip de rahatsız etmek istemedim çok yakın bulmuş olsam da kendime ne de olsa tanımıyordum onu. Başka bir konudan sohbet açarak biraz da onu mecbur bırakarak ahbaplığımızın ilerlemesini sağladım, bunu yapıyordum çünkü içimde karşı koyamadığım bir samimiyet vardı ona karşı. Ben samimi davrandıkça benden hiç esirgemediği gülücükleri daha da artıyor, daha da rahat ve bir o kadar da hayatı umursamazmış gibi cümlelerle ardı ardına kahkahaları patlatmaya devam e...

Kadın üstün ama üzülen, erkek ise kaba ve salak olandır

... “Benimle ölmeye var mısın?” dedi, Müjgan. “Ölmek mi? Bu kadar basit şeyleri mi paylaşacağız? Sen, ya sen ey o gözleri alev topu gibi parlayan genç kadın, ey sen kalbimde yeni denizler yaratan muhteşem varlık, sen benimle bir olmaya var mısın?” “Bir olmak? Bu ölmekten daha mı zor, daha mı anlamlı yani?” dedi, Müjgan. “Sen ki bana baharı getirmiş, sen ki bana çiçeklerin kokusunu öğretmiş yüce varlık, sen ki hayatın sıfatlarını benim görmemi sağlamış insan, nasıl oluyor da bunları göremiyorsun?” diye bir an parladı genç adam. “Bir de beni suçluyor musun, basitliğin yetmiyor, beni benimle ölebilecek kadar sevmediğini söyleyemediğin yetmiyor bir de beni mi suçluyorsun?” diye çıkıştı, Müjgan. Kelimeler faydasız, gözleri yaşlı doğruldu genç adam, “Özür dilerim sevgilim haklısın, anlayamadım, saçmaladım. Senin için ölüm bürünebileceğim en güzel halken ben nerelere kaydırdım zihnimi.” “Ama” dedi Müjgan, “Ama sen başta başka şeylerden bahsettin, sen beni sevmiyorsun.” “Yapma lütfen, a...

Deliler

Bir yaz akşamıydı, çantasını toplamış, odasının ışığı kapalı son defa postalarını kontrol ediyordu, bir kaç önemsediği insanın internetteki profillerine de son kez göz atıp elektronik dünya ile tüm bağlantısını kökünden bitirecekti. Düşündüğü gibi de oldu, ekranı usulca kapattı, kapağın üzerindeki yılların tozu ilk defa dikkatini çekmişti. Zaten hep böyle olmaz mı, tam vaz geçerken başka bir güzelliğini fark etmez misin bir şeylerin. Tişörtünün kolu ile şöyle bir aldı tozunu emektarın, öfkesi de biraz olsun yatışmıştı istemeden tüm hayatını içine sığdırdığı dostuna karşı. Ayağa kalktı, etrafı kolaçan etti, onlarca detay vardı daha önce gözüne çarpmayan, yaşamaya alıştığından, onlarla olmaya alıştığından dikkat etmediği ve zihninin istemsiz görmezden geldiği, bazılarını şöyle bir dokunarak yokladı, bazılarına hiç bulaşmadı bile, kitaplarından biri gözüne ilişti son olarak. Aldı, kapağına hafif bir dokunuş bıraktıktan sonra, aradan bir sayfa açıp okudu: "6-7 yaşlarında yalnızlık ne...