Derin hatalar var hayatımızda, hiç kimse olduğu yeri kestiremiyor, kendini ya çok fazla yukarılarda ya da çok fazla aşağılarda görmek temel bir huy olmuş bizde. Bakıyorum biri gelip ben tanrıyım diyor bir diğerine bakıyorum ben zavallı bir kulum, elimden ne gelir ki tek insan olarak diyor. Kendini küçük görenin kişilik ve özgüven eksiklikleri kolayca görülüyor ve onun eğitimi konusunda problem olmuyor da, kendini tanrı sananın durumu biraz problem çıkartabiliyor. Benmerkezci yaklaşımlarını, kafasında kurduğu düzenle beraber çok güzel saklayıp, aslında herkesi anlıyormuş ve kimseye karşı bir anarşist duruşu yokmuş gibi gözükürken, içerden içerden planlarını yapıyor. Kafasındaki doğruları asla değiştirmeden, sadece geliştirerek gidiyor ki bu geliştirme süreci de çok sancılı oluyor, çünkü karşısındakilere duyduğu öfke onu her şeyden kaçmaya itiyor, sonuç olarak gelişim ancak yine kendi bir şeyler keşfederse mümkün oluyor. Aslında bu tanrılaşma, mevcut dünyanın içerisinde kendisine başka bir dünya yaratıp onu yönetmekten öteye gitmiyor, bunu farkında olmadan bütün dünyaya hükmettiğini sanan insan da; ancak kendi oyun bahçesinde kumla oynayan bir çocuk gibi kumdan yaptığı kalelerle, savaştırdığı askerlerle dünyayı fethettiğini sanıyor. Sonuca gelecek olursak, bazen öyle bir zaman geliyor, öyle kararlar alınıyor ki, o eleştirilen, birey olmaktan yoksun varlık bile "tanrı"dan üstün olabiliyor. O yüzden dünyayı yönetirken dikkat etmek gerekiyor, bir dalga gelip bazen o dünyayı başınıza yıkabiliyor.
Geçen gün birisi ile tanıştım, öyle entel veya özel birisi değil, sokaktan sen, ben gibi biri. Hepimiz kadar gerçek, hepimiz kadar acı dolu, hepimiz kadar zengin ve hepimiz kadar da mutlu biri. Yüzüne baktığımda aynaya bakmış gibi oldum, içimden nasılsın demek geldi, sordum. Teşekkür etti, biraz duraksadı güler bir yüzle iyiyim diyerek devam etti. Fark ediliyordu, verdiği cevabın ağzından bu kadar kolay çıkmasının sebebi, içinde bulunduğu huzurun neşe dolu ifadesinden çok ruhuna hiç değmeden çıkmasıydı. Üzerine gitmek istemedim, üsteleyip de rahatsız etmek istemedim çok yakın bulmuş olsam da kendime ne de olsa tanımıyordum onu. Başka bir konudan sohbet açarak biraz da onu mecbur bırakarak ahbaplığımızın ilerlemesini sağladım, bunu yapıyordum çünkü içimde karşı koyamadığım bir samimiyet vardı ona karşı. Ben samimi davrandıkça benden hiç esirgemediği gülücükleri daha da artıyor, daha da rahat ve bir o kadar da hayatı umursamazmış gibi cümlelerle ardı ardına kahkahaları patlatmaya devam e...
