Ana içeriğe atla

H.O.P.E'a saygı duruşu

2 yıl önce, UniRock konseri, kamp falan herşey mükemmel... Bir adam sahnede ortalığı dağıtıyor; dinliyorum, kafa sallıyorum, o zamanlar hiçbir şey önemli gelmiyor. Birkaç gün sonra festival bitimi, myspace'ine bakıyorum, adamın yazdığı bir yazı gözüme çarpıyor; uzun, hüzün dolu, bir sürü acı ile bezenmiş onlarca satır. O an önemsemiyor, hatta gülüyorum, yazık lan bir kızı doğru seçememişsin diyorum. Çok değer verdiği birini başka birine kaptırmanın acısı ile basılmış onlarca harf, içerisinde katıksız hüzün var. Nefretle, öfke ile ilgili tek satır bulmak mümkün değil. O kadar saf, o kadar temiz ve o kadar masumhane cümlelerle içerideki acı dışa vuruyor ki insan okurken birşeyleri ister istemez aklının bir köşesine atıyor. (O günlerde bunu farkında olmasa bile)

...Peki bugüne ne bıraktı o yazı? Beni yazmaya iten neydi? O yazıyı tekrar okumamışken bile nasıl oldu da hala dün gibi gözümde canlandı? İşte o noktada, akla o köşeye atılmış etkiler geliyor ve ortaya fırlıyorlar -hiçbir engele aldırmaksızın-. O günlerde anlamadan gülen aşık adam, bugünlerde o satırların her harfini tek tek yaşayarak anlıyor geçmişi, görüyor tecrübeyi ve tecrübenin insan için ifade ettiğini. Peki ne oldu şimdi? O dev gibi vokalistin veya bu iri cüsseli fakat kalbi olmayan adamın acıları geçti mi? Tabiki cevap basit, hiçbir şey geçmedi de kalpsiz olduktan sonra fark etmiyor, bütün olay bu. İster dünya onsuz olmaz dediğin kişi terk etsin, ister dünya başına yıkılsın fark etmiyor, duyguları 21 sene bünyene sokmadan büyüdüysen, 24. senede de kaldığın yerden rol yapmaya devam ediyorsun. İşte ben de tam o noktadayım, maskeyi çıkartıp bir insanı özel kılıp herşeyi ona gösterdikten ve çirkince o beni tükettikten sonra tekrar taktım maskemi, hiçbir şey yokmuş gibi zevk, sefa içinde yaşıyor günümü gün ediyor, hayatın her noktasında tiridine ekmek banmaya devam ediyorum.

Son olarak birkaç satır da olsa, bloga selam demek de gerekiyor, yıllarca kafada şekillenip uzayın derinliklerindeki kara deliklere bazen birkaç cümle olarak çıkan isyan çığlıklarının kalıcı hasar bırakma zamanı geldi sanırım. Burada olduğuma göre hoşgeldim ben.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ne olacak şimdi?

Geçen gün birisi ile tanıştım, öyle entel veya özel birisi değil, sokaktan sen, ben gibi biri. Hepimiz kadar gerçek, hepimiz kadar acı dolu, hepimiz kadar zengin ve hepimiz kadar da mutlu biri. Yüzüne baktığımda aynaya bakmış gibi oldum, içimden nasılsın demek geldi, sordum. Teşekkür etti, biraz duraksadı güler bir yüzle iyiyim diyerek devam etti. Fark ediliyordu, verdiği cevabın ağzından bu kadar kolay çıkmasının sebebi, içinde bulunduğu huzurun neşe dolu ifadesinden çok ruhuna hiç değmeden çıkmasıydı. Üzerine gitmek istemedim, üsteleyip de rahatsız etmek istemedim çok yakın bulmuş olsam da kendime ne de olsa tanımıyordum onu. Başka bir konudan sohbet açarak biraz da onu mecbur bırakarak ahbaplığımızın ilerlemesini sağladım, bunu yapıyordum çünkü içimde karşı koyamadığım bir samimiyet vardı ona karşı. Ben samimi davrandıkça benden hiç esirgemediği gülücükleri daha da artıyor, daha da rahat ve bir o kadar da hayatı umursamazmış gibi cümlelerle ardı ardına kahkahaları patlatmaya devam e...

Kadın üstün ama üzülen, erkek ise kaba ve salak olandır

... “Benimle ölmeye var mısın?” dedi, Müjgan. “Ölmek mi? Bu kadar basit şeyleri mi paylaşacağız? Sen, ya sen ey o gözleri alev topu gibi parlayan genç kadın, ey sen kalbimde yeni denizler yaratan muhteşem varlık, sen benimle bir olmaya var mısın?” “Bir olmak? Bu ölmekten daha mı zor, daha mı anlamlı yani?” dedi, Müjgan. “Sen ki bana baharı getirmiş, sen ki bana çiçeklerin kokusunu öğretmiş yüce varlık, sen ki hayatın sıfatlarını benim görmemi sağlamış insan, nasıl oluyor da bunları göremiyorsun?” diye bir an parladı genç adam. “Bir de beni suçluyor musun, basitliğin yetmiyor, beni benimle ölebilecek kadar sevmediğini söyleyemediğin yetmiyor bir de beni mi suçluyorsun?” diye çıkıştı, Müjgan. Kelimeler faydasız, gözleri yaşlı doğruldu genç adam, “Özür dilerim sevgilim haklısın, anlayamadım, saçmaladım. Senin için ölüm bürünebileceğim en güzel halken ben nerelere kaydırdım zihnimi.” “Ama” dedi Müjgan, “Ama sen başta başka şeylerden bahsettin, sen beni sevmiyorsun.” “Yapma lütfen, a...

Deliler

Bir yaz akşamıydı, çantasını toplamış, odasının ışığı kapalı son defa postalarını kontrol ediyordu, bir kaç önemsediği insanın internetteki profillerine de son kez göz atıp elektronik dünya ile tüm bağlantısını kökünden bitirecekti. Düşündüğü gibi de oldu, ekranı usulca kapattı, kapağın üzerindeki yılların tozu ilk defa dikkatini çekmişti. Zaten hep böyle olmaz mı, tam vaz geçerken başka bir güzelliğini fark etmez misin bir şeylerin. Tişörtünün kolu ile şöyle bir aldı tozunu emektarın, öfkesi de biraz olsun yatışmıştı istemeden tüm hayatını içine sığdırdığı dostuna karşı. Ayağa kalktı, etrafı kolaçan etti, onlarca detay vardı daha önce gözüne çarpmayan, yaşamaya alıştığından, onlarla olmaya alıştığından dikkat etmediği ve zihninin istemsiz görmezden geldiği, bazılarını şöyle bir dokunarak yokladı, bazılarına hiç bulaşmadı bile, kitaplarından biri gözüne ilişti son olarak. Aldı, kapağına hafif bir dokunuş bıraktıktan sonra, aradan bir sayfa açıp okudu: "6-7 yaşlarında yalnızlık ne...