Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Temmuz, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Deliler

Bir yaz akşamıydı, çantasını toplamış, odasının ışığı kapalı son defa postalarını kontrol ediyordu, bir kaç önemsediği insanın internetteki profillerine de son kez göz atıp elektronik dünya ile tüm bağlantısını kökünden bitirecekti. Düşündüğü gibi de oldu, ekranı usulca kapattı, kapağın üzerindeki yılların tozu ilk defa dikkatini çekmişti. Zaten hep böyle olmaz mı, tam vaz geçerken başka bir güzelliğini fark etmez misin bir şeylerin. Tişörtünün kolu ile şöyle bir aldı tozunu emektarın, öfkesi de biraz olsun yatışmıştı istemeden tüm hayatını içine sığdırdığı dostuna karşı. Ayağa kalktı, etrafı kolaçan etti, onlarca detay vardı daha önce gözüne çarpmayan, yaşamaya alıştığından, onlarla olmaya alıştığından dikkat etmediği ve zihninin istemsiz görmezden geldiği, bazılarını şöyle bir dokunarak yokladı, bazılarına hiç bulaşmadı bile, kitaplarından biri gözüne ilişti son olarak. Aldı, kapağına hafif bir dokunuş bıraktıktan sonra, aradan bir sayfa açıp okudu: "6-7 yaşlarında yalnızlık ne...

Var bir 69 özümde!

Üvey evlatlarım gibi yazdıklarım, benden çok uzaktalar. Onlara baktığımda, geçmişe karıştıklarını görüyorum. Sanki benle hiç muhataplıkları olmamış gibi, hatta bazıları benle muhatap olmuşlar da kötü bir etkileşim olmuş aramızda birbirimizi iyi hatırlamıyormuşuz gibi izlenimler bırakıyor bende. Hayat ilerliyor, ilerledikçe ünlü sözün de dediği gibi sadece değişimin kendisi değişmiyor. Onlara kucak açmayı, sonuna kadar özümseyip, benimseyip, onların hepsine birden Ada demeyi çok istiyorum ama ne hafızam yetiyor onları hep bir arada tutmaya ne de onlar sabit kalıyorlar üredikleri kaynakta. Bugün güzel bir şey okudum, kısaca bahsedeyim ne olduğundan, yaşlandıkça insan fiziksel olarak yavaşlar, yavaşladıkça hayat daha değerli gözükür gözüne, hayat değerlendikçe boşa zaman tüketmez yaşlanan insan, yaptığı işlere daha iştahla sarılır, daha bir özenli yaklaşır, gücünü bölmez, odaklanır ama bir sakıncası da vardır yaşlılığın, yaşanmışlıklar ve tecrübeler önyargı ve yılgınlığı getirir yanında. ...

O bizden değil, ısırın onu!

Herkes bizim gibi düşünsün isteriz veya öyle düşündüklerini varsayarız. Çünkü insan düşünceleri ile vardır ve farklı düşünceler karşı tarafta her zaman için rahatsızlık yaratır. 18. Yüzyılın önemli yazarlarından J.J. Rousseau, Yalnız Gezenin Düşleri adlı kitabında 9 köyden kovuldum ama bildiğim bir gerçek var, o da onuncu köyün her zaman var olduğudur demiş ve hayatı boyunca farklı düşündüğü için yaşadığı zulümü bizlere sunmuştur. Benzer bir örnek için yakın tarihimize bakmamız yeterlidir dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan yine farklı düşünceleri yüzünden post-modern darbe ile indirilmiş ve yıllardır cumhuriyet yanlısı darbe yapan askeriye sırf akışı bozduğunu düşündüğünden Erbakan’ı iktidardan ederek bir ilki gerçekleştirmiştir. Yoksa bu ülkeden uzak tutulmaya çalışılan emperyalist güçleri engellemek için gibi gözüken selefleri ile uzaktan yakından alakası yoktur bu sonuncusunun. Konumuz siyaset, din veya karanlık güçler olmadığından tekrar konuya dönersek, teoride insanlar toplumu ...

Ne olacak şimdi?

Geçen gün birisi ile tanıştım, öyle entel veya özel birisi değil, sokaktan sen, ben gibi biri. Hepimiz kadar gerçek, hepimiz kadar acı dolu, hepimiz kadar zengin ve hepimiz kadar da mutlu biri. Yüzüne baktığımda aynaya bakmış gibi oldum, içimden nasılsın demek geldi, sordum. Teşekkür etti, biraz duraksadı güler bir yüzle iyiyim diyerek devam etti. Fark ediliyordu, verdiği cevabın ağzından bu kadar kolay çıkmasının sebebi, içinde bulunduğu huzurun neşe dolu ifadesinden çok ruhuna hiç değmeden çıkmasıydı. Üzerine gitmek istemedim, üsteleyip de rahatsız etmek istemedim çok yakın bulmuş olsam da kendime ne de olsa tanımıyordum onu. Başka bir konudan sohbet açarak biraz da onu mecbur bırakarak ahbaplığımızın ilerlemesini sağladım, bunu yapıyordum çünkü içimde karşı koyamadığım bir samimiyet vardı ona karşı. Ben samimi davrandıkça benden hiç esirgemediği gülücükleri daha da artıyor, daha da rahat ve bir o kadar da hayatı umursamazmış gibi cümlelerle ardı ardına kahkahaları patlatmaya devam e...

Kendimi arıyorum, göreniniz var mı?

Şu ekran kaç dakikadır önümde açık duruyor, beynimden neler geçiyor veya geçmeye (geçmeğe şeklinde yazmak daha hoşuma gidiyor ama çok göze batıyor gibi geliyor, o yüzden şimdilik y ile yaşamaya devam ediyorum.) çalışıyor ancak olmuyor, ne malzeme sıkıntısı var ne de zaman, sıcağın bunaltısı da üzerime vurduğu halde oluşmuyor yazmanın ortamı, çok döndüm yüzümü hayata bunun cezasını çekiyorum belki, ayna var ya ayna en çok da onun karşısında sorun yaşıyorum, çünkü herkesi her yeri aldatabilecek olsam da aynaya baktığımda görmek istediğim adamı orada bulamadığımda büyük bir eyvah diyerek dokunuyorum yüzüme, sonra ne mi oluyor, sanki bir uykudan kalkmışçasına, sanki yataktan çıkıp da o aynanın karşısına geçenedeğin harcadığım onlarca saati hiç yaşamamışçasına irkiliyorum.  Dengeler hayatın tarafına doğru değişti, kendi çizgilerimi belirleyemez, kendimi kontrol edemez, bu yüzden de kim olduğumu idrak edemez oldum. Öteki yandan da, toparlamaya kastıkça daha da berbat oluyor çünkü böyle ...