İçinde telvesi daha kurumamış bir kahve fincanını hiç musluğun altına tuttunuz mu? Eğer bunu denerseniz, oluşan manzaradan hayatın bir yansıması çıkacaktır karşınıza. Musluktan süzülmeye başlayan temiz su, yavaş yavaş fincana dolmaya ve telve ile buluşmaya başlar, telve ile karışması sürerken bir yandan da su fincanı doldurur. Bu telve-su karışımı bir noktadan sonra fincana sığmaz ve lavaboya akmaya başlar. Aklınıza neden bunları anlattığım gelebilir, birazdan olayı bağlayacağım. İşleme devam ediyoruz, telve ile karışmakta olan su fincandan taşar ve saf su girdikçe fincandaki telve her geçen saniye biraz daha azalır, ta ki fincanda sadece su kalıncaya ve fincanın dibi gözükünceye dek. Şimdi durun ve hayatınıza bir bakın, kendinizi fincan, anılarınızı ve onlardan öğrenmeniz gerekenleri de telve olarak kabul edin ve son olarak temiz, akan suyu da zaman olarak düşünün. İşte bütün anlatmak istediğim buydu. Bir fincan kahve isteyen? Yoksa anı mı demeliydim?
Aslında yazı bu şekilde sonlanacaktı ama bir ek yapmak yerinde olur sanırım, kulağımdaki küpenin amacı ile ilgili bir durum bu. Yaşadıklarımın telve gibi suya karşı akıp gitmemesi bir başka değişle kulağıma küpe olması için deldirdim o lanet memeyi.
