İnsan bir şeye merak sarar, başta amaç sadece keşfetmektir. Merak edilen öğrenildikçe, keşfedildikçe ve ona alışıldıkça; artık o şey insana kendisinden bir parçaymış gibi görünür. Sonra sorumluluk yükler bu sahiplendiği şeye karşı kendisine, ne de olsa artık onun yoldaşı, arkadaşı veya parçasıdır. Çünkü o kimi zaman kendini anladığını düşünür kimi zaman da karşı tarafın kendisini dinlediğinden emin olmak ister ama temelde tek birşey vardır ki o da sahiplenilenin asla birine ait olmadığıdır. Herkes kafasında yarattığı oyuncağına benzetir bu geneli.
Bu durumu Oruç Auroba'nın Çengelköy Defteri adlı kitabında çok güzel görebilirsiniz, bir çakarla yaşadıkları sanki tamamen özeti gibidir hayatın.
