Ana içeriğe atla

Yine olmadı ama...

İnsanlar düşünüyorum,
Kızıl, çorak ve verimsiz topraklarda,
Ayaklarında ayakkabımsı bir pet parçası,
Kafalarında sorular,

Sorsanız biz kibirli şehir züppeleri kadar dert yanmazlar,
Çünkü yok kafalarında ulaşılamamış bir hobi,
Dertleri ne cep telefonu, ne ayakkabı ne de elbise,
Tek düşündükleri günün sonunda hala nefes alabiliyor olmak,

Diyor ya bazılarımız benim oyum dağdaki çobanla bir olur mu?
Diyorlar ya benim sosyokültürel yapımla onun ki bir mi?
Aslında O da istiyor ama istediği ne maddi ne manevi,
Tek istediği kendisi,
Özündeki gölgesi.

Bir de vurdum duymaz oluyor bu çorak toprak insanları,
Fark etmiyorlar hayatı,
Ne küresel ısınma dertleri ne de nükleer enerji,
Varsa yoksa bütün düşündükleri hayatın kendisi,
Aç olmasın yeter,
Nefes alsın yeter,
Mazallah herkes bu toprağın adamı gibi vurdum duymaz olsa ne olur?
Yanar, biter iki günde dünya.

Öyle mi peki gerçekten?
Hayatın gayesi sadece nefes almak olsa herkes için, yok olur mu dünya?

Hiç kimse uzatmasa elini başkasının nefesine?
Gerek kalır mı İzmir'in Efe'sine?
Herkes yaşar gider kardeşçe,
Dünya zaten dönüyor kalleşçe,

Yaşamda huzuru bulan yaratıklar,
Sorgulamıyor, tek bir gaye ile yaşıyorlar,
Bir tek insan dediğimiz modern mahlukatlar,
Eşeliyorlar tavuk gibi dünyayı, tüketiyorlar.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ne olacak şimdi?

Geçen gün birisi ile tanıştım, öyle entel veya özel birisi değil, sokaktan sen, ben gibi biri. Hepimiz kadar gerçek, hepimiz kadar acı dolu, hepimiz kadar zengin ve hepimiz kadar da mutlu biri. Yüzüne baktığımda aynaya bakmış gibi oldum, içimden nasılsın demek geldi, sordum. Teşekkür etti, biraz duraksadı güler bir yüzle iyiyim diyerek devam etti. Fark ediliyordu, verdiği cevabın ağzından bu kadar kolay çıkmasının sebebi, içinde bulunduğu huzurun neşe dolu ifadesinden çok ruhuna hiç değmeden çıkmasıydı. Üzerine gitmek istemedim, üsteleyip de rahatsız etmek istemedim çok yakın bulmuş olsam da kendime ne de olsa tanımıyordum onu. Başka bir konudan sohbet açarak biraz da onu mecbur bırakarak ahbaplığımızın ilerlemesini sağladım, bunu yapıyordum çünkü içimde karşı koyamadığım bir samimiyet vardı ona karşı. Ben samimi davrandıkça benden hiç esirgemediği gülücükleri daha da artıyor, daha da rahat ve bir o kadar da hayatı umursamazmış gibi cümlelerle ardı ardına kahkahaları patlatmaya devam e...

Kadın üstün ama üzülen, erkek ise kaba ve salak olandır

... “Benimle ölmeye var mısın?” dedi, Müjgan. “Ölmek mi? Bu kadar basit şeyleri mi paylaşacağız? Sen, ya sen ey o gözleri alev topu gibi parlayan genç kadın, ey sen kalbimde yeni denizler yaratan muhteşem varlık, sen benimle bir olmaya var mısın?” “Bir olmak? Bu ölmekten daha mı zor, daha mı anlamlı yani?” dedi, Müjgan. “Sen ki bana baharı getirmiş, sen ki bana çiçeklerin kokusunu öğretmiş yüce varlık, sen ki hayatın sıfatlarını benim görmemi sağlamış insan, nasıl oluyor da bunları göremiyorsun?” diye bir an parladı genç adam. “Bir de beni suçluyor musun, basitliğin yetmiyor, beni benimle ölebilecek kadar sevmediğini söyleyemediğin yetmiyor bir de beni mi suçluyorsun?” diye çıkıştı, Müjgan. Kelimeler faydasız, gözleri yaşlı doğruldu genç adam, “Özür dilerim sevgilim haklısın, anlayamadım, saçmaladım. Senin için ölüm bürünebileceğim en güzel halken ben nerelere kaydırdım zihnimi.” “Ama” dedi Müjgan, “Ama sen başta başka şeylerden bahsettin, sen beni sevmiyorsun.” “Yapma lütfen, a...

Deliler

Bir yaz akşamıydı, çantasını toplamış, odasının ışığı kapalı son defa postalarını kontrol ediyordu, bir kaç önemsediği insanın internetteki profillerine de son kez göz atıp elektronik dünya ile tüm bağlantısını kökünden bitirecekti. Düşündüğü gibi de oldu, ekranı usulca kapattı, kapağın üzerindeki yılların tozu ilk defa dikkatini çekmişti. Zaten hep böyle olmaz mı, tam vaz geçerken başka bir güzelliğini fark etmez misin bir şeylerin. Tişörtünün kolu ile şöyle bir aldı tozunu emektarın, öfkesi de biraz olsun yatışmıştı istemeden tüm hayatını içine sığdırdığı dostuna karşı. Ayağa kalktı, etrafı kolaçan etti, onlarca detay vardı daha önce gözüne çarpmayan, yaşamaya alıştığından, onlarla olmaya alıştığından dikkat etmediği ve zihninin istemsiz görmezden geldiği, bazılarını şöyle bir dokunarak yokladı, bazılarına hiç bulaşmadı bile, kitaplarından biri gözüne ilişti son olarak. Aldı, kapağına hafif bir dokunuş bıraktıktan sonra, aradan bir sayfa açıp okudu: "6-7 yaşlarında yalnızlık ne...