Saat sabah 4 civarı, kapı kilitli, ışıklar kapalıydı. Normalde huyu değildi bu saatte kalkmak, zaten genelde bu saatte daha yeni yatıyor olurdu. Ortalık sessiz, hafif bir nem kokusu, yeni kalkmanın vermiş olduğu basıklıkla çekilen derin nefes bütün bedeni rahatsız ediyordu. Üzerindeki birkaç parça kumaşa yenilerini eklemek için doğruldu, günün bile doğmamışlığına inat kararlıydı, kalkıyordu... Dağınık saçlarını, gerginlikten damarları belirginleşmiş sağ eli ile biraz karıştırdıktan sonra derin bir nefes daha aldı. Yataktan doğrulduğunda üzerine bastığı ayakkabılarını ayağına geçirip pantolonuna uzandı, aslında bunu pek yapmazdı, genelde her insan gibi önce pantolonunu giyer daha sonra üzerine bastığı ayakkabılarına -üzerine basılmış olmalarından dolayı- giyilmeleri zorlaştığı için birkaç kelime küfür eder ve öyle giderdi. Ayakkabıların üzerinden sıyrılıp bacağa geçmekte inatçıydı eski kot, alışık değildi bu hakarete ve sevmiyordu pis tabanları ile yüzeyini buluşturmayı ayakkabıların. Önce tek tek düğmeler iliklendi ve ardından karın biraz içeri çekilerek kemer de takılarak pantolonla buluşma gerçekleşti. Üzerine bir şey aramak için birkaç adım ilerideki kapağı yarım açıldığında oldukça rahatsız edici ince bir çığlık atan dolabına doğru yöneldi, midesindeki ağrıyı fark etmesi de bu anda oldu, öyle bir ağrı ki bir an ani bir hareketle öne eğilmesine ve dolabın kapağı ile kafasının buluşmasına sebep oldu. Normalde olsa sinirden o kapağı yerinden sökerdi ama gülümsedi. Kapağı özellikle ölüm çığlığı gibi ötmesi için araladı usulca ve içeriden hiç bakmadan bir tişört alıp üzerine geçirdi. Tişört biraz kırışmış, uzun yılların izlerinden hafif soluklaşmış ama üzerindeki o dolap kokusu güzel olmasa da alışkanlık yarattığından atmıştı biraz olsun önceki durumların yarattığı stressi. Arkasına döndü... Masasının üzerine baktı… Kilide belki yüzlerce defa girip çıkmaktan kaplaması dökülmüş anahtarları, ortalarına yakın bir yerde ayıraç olan okuduğu kitap ve hemen onun altında yüz aşinalığı yaratmaya başlamış bir sonra okumaya başlayacağı kitap; hayati öncelikli icat cep telefonu ve belki de onu anladığına inandığı tek dostu müzik çaları. Hepsi her sabah yapılan ritüel için büyük bir coşku ile masanın üzerine serilmişler, bu sefer hangimiz önce alınacağız hevesi ile gülümsüyorlardı. Ama beklemedikleri içi acı dolu, ters bir gülümseme ile karşılaştılar. Yüzünde ufacık bir tebessümle selamlarcasına parçalarını arkasını döndü, ilk defa ayakkabılarını sıkıca bağlamamış, tişörtünün sol tarafı pantolonun beline sıkışmış ve saçları yüzüne düşmüştü. Kapıyı araladı, sevmediği bir şeydi veda etmek ve arkasına dönüp bakmak. Kafada bittiyse, hasreti birkaç saniye daha geciktirecek bir son bakışa gerek yoktu. Kapıyı kapattığında, istediği adamdı artık, gerisindeki izleri unutmuş, sızlayan midesinde gideceği yerde yemeyi hayal ettiği dünyanın en ucuz ama en lezzetli yemekleri ile ilk adımlarını attı.
Geçen gün birisi ile tanıştım, öyle entel veya özel birisi değil, sokaktan sen, ben gibi biri. Hepimiz kadar gerçek, hepimiz kadar acı dolu, hepimiz kadar zengin ve hepimiz kadar da mutlu biri. Yüzüne baktığımda aynaya bakmış gibi oldum, içimden nasılsın demek geldi, sordum. Teşekkür etti, biraz duraksadı güler bir yüzle iyiyim diyerek devam etti. Fark ediliyordu, verdiği cevabın ağzından bu kadar kolay çıkmasının sebebi, içinde bulunduğu huzurun neşe dolu ifadesinden çok ruhuna hiç değmeden çıkmasıydı. Üzerine gitmek istemedim, üsteleyip de rahatsız etmek istemedim çok yakın bulmuş olsam da kendime ne de olsa tanımıyordum onu. Başka bir konudan sohbet açarak biraz da onu mecbur bırakarak ahbaplığımızın ilerlemesini sağladım, bunu yapıyordum çünkü içimde karşı koyamadığım bir samimiyet vardı ona karşı. Ben samimi davrandıkça benden hiç esirgemediği gülücükleri daha da artıyor, daha da rahat ve bir o kadar da hayatı umursamazmış gibi cümlelerle ardı ardına kahkahaları patlatmaya devam e...
