Bu sefer satırlar benden değil, J. J. Rousseau'dan. Fakat ben yazsam herhalde ancak bu kadar olurdu, %100 katıldığım için bu düşüncelere aynen buraya da aktarmak istedim:
J.J.R - Emile - Sf: 174
İşte böyle bir yazı, her yerini de çizmişim gerçi, o yüzden tamamını yayınlıyorum zaten. Şu kadar ufak bir yazıda bile hayatımın büyük bir bölümünü buluyor olmam ne garip.
Son ve ilginç bir not: Bu kitap bir PDR kitabı olarak satılıyor ve genelde üniversitelerin öğretmenlik bölümlerinde formasyon eğitiminde kullanılıyor. Benim tanışma sebebim de zaten bu şekilde oldu ama bakıyorum da ne alakası var şu kitabın kişisel gelişimle. Dört dörtlük bir felsefe kitabı.
J.J.R - Emile - Sf: 174
Bir cinsin diğer bir cinsi cazip bulması tamamen tercihlere bağlıdır. Aşka kabiliyetli bir varlık olabilmemiz için zaman ve bilgiye ihtiyaç vardır. Çünkü muhakeme olmadıkça aşk yapılamayacağı gibi, mukayese yapılmadıkça da tercih yapılamaz. Aşkta yapılan muhakemeler farkına varılmaksızın yapılır. Bununla beraber reel olmaktan uzak değildirler. Ne denilirse denilsin, hakiki aşk insanlar için daima kutsal olacaktır. Çünkü, o heyecanlarıyla bizi şaşırtsa ve hatta bu aşkı hissedenin karşısında sevilene karşı nefret doğursa bile kendisine tutulanlara hürmete layık meziyetler edinmelerini gerekli kılmıştır. Zaten hürmete layık bir özellik kazanılmadıkça aşkı hissetmek mümkün değildir.
Aşka kör demişlerdir; çünkü onun gözleri bizimkinden daha iyidir ve bizim göremeyeceğimiz münasebetleri görebilir. Hiçbir meziyeti olmayan için, her kadın aynı şekilde güzeldir ve böyle bir adam için, tesadüf edilen ilk kadın en sevilen kadın olur.
Aşk doğamızdan gelmekten uzaktır. O, doğamızdan doğan eğilimlerin freni ve düzenleyicisidir. Ancak aşk sayesindedir ki, -sevilen kişi müstesna- bir cins, diğerinin gözünde bir hiç olur. Aşkta tercih yapılınca her iki taraf da bu tercihe layık olmaya çalışır; çünkü sevilmek için sevilir olmak gerekir. Madem ki başkasını değil de sizi seçti, o zaman onun için, başkalarından daha sevimli olmanız gerekir. Kendisini aşığının gözünden görmeye çalışmak, insanlar arasındaki kıyaslamaların, gıpta, kıskançlık ve rekabet hislerinin doğmasına neden olur.
Sevilmenin ne kadar tatlı olduğunu hisseden bir kimse, herkes tarafından sevilmek ister. Herkes tarafından sevilmenin mümkün olmadığını anlayınca da insanlara karşı düşmanlık hisleriyle dolar. Kendi değerlerini başkalarının ona verdiği değere göre biçen insan kendi hayatını başkalarının hükümleri üzerine bina etmiş olur ki, en ufak bir reddediliş binanın çökmesi için yeterlidir.
İşte böyle bir yazı, her yerini de çizmişim gerçi, o yüzden tamamını yayınlıyorum zaten. Şu kadar ufak bir yazıda bile hayatımın büyük bir bölümünü buluyor olmam ne garip.
Son ve ilginç bir not: Bu kitap bir PDR kitabı olarak satılıyor ve genelde üniversitelerin öğretmenlik bölümlerinde formasyon eğitiminde kullanılıyor. Benim tanışma sebebim de zaten bu şekilde oldu ama bakıyorum da ne alakası var şu kitabın kişisel gelişimle. Dört dörtlük bir felsefe kitabı.