Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ağustos, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

brrr zızzt zzzt brr

kalbim çok hızlı damarlarım gergin kafamda kelebekler uçuşuyor dengem kaybolmuş durumda bir karamsarlığın ortasında vücudum teslim olmamak için büyük bir savaş veriyor sürekli bir açlık ancak fil tezeği büyüklüğünde bir yemek doymuşluk yaratıyor noktalama imla ile uğraşacak gücüm bile yok sanırım ağır depresyon hali bu ama işin güzeli şu ki bu sadece deneysel bir yazı gerçek olma ihtimalini içinde barındıran hayatın karanlık tarafı ile beni yüzleştiren derin nefeslerimde mide bulantılarımda karanlık odamın sinsi köşelerinde barınan hayatın iki numaralı büyüğü

Geri Dönüşüm Kutusu

Çıkıyorsun yola, her şeyi bırakıp, önce dağları, yolları aşıyorsun daha sonra belki denizler, okyanuslar. Hız kesmeden, kimi zaman aç kalarak kimi zaman eğlenerek bazen de birinin aracına konuk olarak. Gidiyorsun, ulaşmak istediğin tanımı olmayan, var olmayan, dünyada tanımlananın dışında bir mutluluğun olduğu engin ışığın olduğu yere. Her adımda huzur bulup her tükenişte yeniden doğuyorsun. Birilerinin dürtüleri ve tatminleri için değil kendin için uğraşıyorsun ve sonucunda kazanacağın ödül hiçbir statü hesaplaşması ile sonlanmıyor, maddi hiçbir getiri ile ödüllendirmiyor seni. Olgun bir meyve gibi, yere düşmeyi bekliyorsun, yere düşüp de tekrar gübre olup ağacın özüne karışmayı. Tek bir sonucu amaçlıyorsan ve onun adı kendini bulmaksa gübre olmak ama onun için önce çiçek açıp, meyveye dönmek ve daha sonra onu besleyip olgunlaştırman gerekiyor. Bu seyahat tamamlandığında tek bir soru işareti bile kalmıyor düzen dengeyi buluyor ve o muhteşem meyve dalından aşağı salınıveriyor. Özü olan...

Zevk-i Kehanet

Karamsar bir geceydi, insanlık hazır değildi böylesine. İçlerde sıkıntı, düşlerde karanlık vardı. Uzaklardan gelen bir ışık dünyanın hükmünü değiştirmek için hazırlanıyordu. Mideleri kramplar, uykuları huzursuzluklar sardı. Kimileri vardı, biliyordu, hissediyordu ama söyleyemiyor, tanımlayamıyordu. Bir sinyal, bir ön uyarı sistemi sanki acı bir eda ile bağırıyordu. İsa son yemeğini yiyor, kutsal kâseye son defa şarap doluyordu. İnsanlık Kerbela’da şehit olan Hüseyin'in yanına, kutsallığın sembolü Meryem'in kucağına gidiyordu. Bakışlar çaresiz, yutkunmalar sayılıydı. Yıllar önce kurgulanan bir rehber, birkaç yüce ırkın hesaplamaları ve kimi kör, kimi acı dolu birkaç uğursuz kâhinin uydurmaları, hepsi kadere çanak tutarcasına bu tarihi gösteriyordu. Sokakları çığlıklar, nefesleri korkular sardı. Kimisi ürettiği müzikle, resimle; sanatla haykırıyor, kimisinin yaptığı takvim sona eriyordu. Bazıları dünyayı zenciler yönetecek diyor, kimisi son papanın ırkından bahsediyordu. Herkes b...

Tatil (Yalan yalan, amaç başka)

Ben tatildeyim blog. Tatildeyim dediysem yazlık bir yerde değil, sağ taraftaki ufak haritanın altında da yazdığı üzere evimdeyim. Eskiden çok sevdiğim odamdayım. Yine uyuyamıyorum, günde 1-2 saat sızarak yaşıyorum. Bu odanın tadı sanırım böyle çıkıyor. Tatil kısmına gelirsek olayın, o seninle ilgili aslında biraz. Yazmıyorum, yazamıyorum. Aklımda çok şey var da klavyeye basamıyorum. Yapacak bir sürü şey buluyorum, bilgisayarın başına oturamıyorum, otursam da ama sıcaktan ama isteksizlikten sana yüzümü dönüp de bakamıyorum bir türlü. Bu resmen özür yazısı yani, hiçbir alt yapısı olmayan, tamamen senin gönlünü almak için yazılmakta olan bir yazı -darılma işte hep senle ilgilenemem ki, bari sen mevcudun farkında ol, bak senden bir alıntı yaparak göndermeler yapıyorum, hehe-. Tatil kelimesi bu sene anlam değiştirdi bende, biraz ondan bahsedeyim en azından da yazı biraz olsun dolgun dursun. Eskiden tatil kavramına farklı bakardım ama 11 ay okula gidince ve bu sene biraz "ekstra" ...