Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mayıs, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

İnsanlık ve Düzen

Hıristiyan Kilisesi kanla kuruldu, kanla güçlendi ve kanla büyüdü diye, her şeye kılıçla hükmetmeye kalkanlar, sanki İsa ölmüş de kendi halkını kendi usulünce koruyamayacakmış gibi. Savaş öyle canavar ki, insandan çok hayvanlara yaraşır; öyle çılgın ki, şairler bile onun öç tanrıçaları tarafından salıverildiğini düşünür; öyle ölümcül ki, bir veba gibi bütün evreni bir anda silip süpürür öyle adaletsiz ki, en iyisi en aşağılık haydut sürüleri tarafından kazanılır; öyle zındık ki, İsa'yla asla alakası yoktur; buna rağmen onlar bütün işlerini güçlerini bırakıp sadece savaşırlar. Hatta bir ayağı çukurda yaşlıların bile[1] bir delikanlı gibi güç gösterilerinde bulunduğuna, bu konuda hiçbir masraftan kaçınmadığına, zorluklardan hiç yılmadığına tanık olursun; yasaymış, dinmiş, barışmış, insanlıkmış hiç aldırmadan her şeyi ters yüz ettikerine. İçlerinde mürekkep yalamış dalkavuklarımız da hiç eksik olmaz, bu apaçık çılgınlığı azim, sadakat, cesaret olarak adlandırırlar, düşünüp taşınıp bir...

Çağdaş Olmak

Saat yine 4 civarı, ben yine yazıyorum. Hayatımdaki düzeni özetleyecek çok güzel bir cümle buldum: Gözlerim insanların demesine göre en güzel rengini -yeşili- yaşardığı zamanlarda alıyor. İşte hayatımdaki her şey böyle ilerliyor. İnsanları mutlu ettiğim zamanlar hep içimdeki acının doruklarında, kendi mutluluğumdan zevk aldığım zamanlar da başkalarının damarlarındaki kanı emerken buluyorum kendimi. Neden böyle olmak zorunda bilmiyorum, bunu farkında olduğumdan beri oldukça fazla da yoruluyorum, daha yaşım 24 hatta Kasım doğumlu olmanın verdiği avantajı da katarsak 23 ama aynada baktığımda gördüğüm beyaz saçlar neyin nesi? Ne beni bu kadar sıkan, daraltan, üzen? İçinde olduğum düzenle sürekli zıt yaşamak zorunda kalmam olabilir mi? Nefes almaya çalıştığım her an başka birinin nefesini kesiyor olmam, insanların acılarından beslenip de hayatımı sürdürmem, bazen bu huyuma kendim bile katlanamayıp mutsuz olmam olabilir mi? Neden duruyorum peki hayatta? Nedir beni bağlayan, işte zaten işin g...

İlerlemeden Mevcudu Fark Edememek

Bir yolculuktur hayat, başlangıcını senin belirlemediğin, bazı durumlarda sonunu senin kestirdiğini sandığın ancak asla tahmin ettiğin yerde bitmeyen bir yolculuk. Bir otobüse binip kulaklığından gelen klasik müzik konçertosu eşliğinde yolun kenarındaki yeşillikleri seyrederken sezdiğin, o yolculukla peşine gittiğin şeylerin yaratacağı mutluluğa aslında hiç gerek olmadığını gözüne ve kulağına sınırsız bir yaratıcılıkla sokan, bakmayı bildiğinde ve uygun şartlar bir araya geldiğinde tüm dünyanın bir mutluluk düzeni olduğunu anlatan bir yolculuk. İlginçtir ki dünya bunu genelde çağrışımlarla hatırlatıyor insana. Alıp başını gitmeye kalktığında yolda çıkan birkaç yeşille kulaktan gelen birkaç notanın zaten insanın alıp başını gitmiş durumda, kendi olmak istediği yerde olduğunu ancak bunu bazen kontrolsüz bir şekilde unuttuğunu ve diğer insanların peşine takıldığını, tek yapılması gerekenin doğru odaklanmayı yakalayıp özünü keşfetmek olduğunu hatırlatması gibi. Hayat, canını acıtanın aslın...

Hükümsüz ve Anlamsız Ortaya Karışık Tümceler

Oturdum yine bilgisayarın başına, saate bakıyorum, sabaha karşı 04.14. Ortaya karışık istiyor canım, kopuk olacak ama varsın olsun, tadı da bazen böyle çıkıyor; anlamsız, bağımsız, olgudan ve yüklemden yoksun ama bir o kadar da ucu açık, yazmaktan çok düşünmeye yönelik bir eylem, haydi destur: Midemde içtiğim ve yediğim şeylerin yaratmış oldukları hafif bir ekşilik, kafamda birkaç düşünce, ağzımda tatsız bir hava. İçimden fışkırmakta olan birkaç ayrı karakter ve hükmetmeye çalıştığım bir vücut. Boşlukta olmanın verdiği stressizlik ama aynı anda umursamazlık ve bu umursamazlığın getirdiği rahatlık. Zaman yok diye yapılamayan birçok heves ve onların zaman olduğunda anlamsızlaşması. Bir yere gitmeyi istemek ama üşenmek, gittikten sonra da dönmemek için mazeretler üretmek. Hayatı anlamaya çalışırken anlamsızlaştırmak, en anlamsız geldiği anda ise inanılmayacak derece saçma bir anlam yüklemek. Açlıktan ölüyor olduğunu düşünüp yemeğe oturup, yemeğe başladığında ondan tiksinmek ...

Büklümsel Sarmal

Zor mudur içini dışa vurmak? Budalalık mıdır, anlamamış ayağına yatmak? Geçip giden zamana acımak mıdır kötüsü? Yoksa gelenleri selamlayıp, bağlanmak mı? Yaşıyorsun bildiğinle, alabildiğine, Sorgulamıyorsun herşeyi derinine, Hayat dediğin bireysel bir mücadele, Unutma bunu yoksa alırsın büyük bir darbe, Kafanda dolaşır binbir tilki, Bir tanesidir ki en tehlikeli, Ondan kaçma ama doğru yaklaş, Yoksa yakar bütün evrenini, o arkadaş. Bir dostuma (bu sözü kullanmak da çok zor, lanet ettiğimin dünyasında) itafen...