Ana içeriğe atla

Kordon

Bir gün uykuya dalmış, derin bir rüyanın ortasında buldum kendimi. Yeni doğmuş bir bebek olarak gözlerimi açıyordum, alışık olmadığım için aralanan gözlerime vuran ışık şuası, ölümden sonra hayata açılan yeni bir kapı gibi sunuyordu hayatı bana. Uyandığımda göbek kordonumun hala yerinde olduğunu ama anneme bağlı olmadığını fark ettim. İçimde bu yeni hayata gelişle ilgili kaplanan tüm huzur sanki bu kordondan içeriye akıyordu. Sonra insanlarla tanıştım, sanki bir emirmişçesine hep onlardan bir adım arkada durarak yaşadım, ortamlara girdim, sohbet masalarında bulundum, sanki varlığım rahatsız veriyormuş gibi hissetmekten bir türlü kurtulamadım, varlığımı isteyen insanlar aynı zamanda orada olmamdan bir tarafları ile de rahatsız oluyorlardı, sanırım bu bir adım arkada durma durumuyla alakalıydı. İnsanlar kendilerinden bir şey saklandığı düşüncesine kapılmaktan hoşlanmazlar ama diğer yandan da saklananı keşfetmek isterler. Fakat kordonum bana doğru zamanı beklemeden o adımı öne atmamam konusunda özellikle baskıda ve telkinde bulunuyor, insanlara karşı temkinli olmam konusunda uyarıyordu. Çünkü tek farkım bu gizemli duruşum değil, aynı zamanda saflığımdı. Yaşadığım dönemde bulunan neredeyse hiçbir insanda olmayan saf bir duygu vardı üzerimde, hayatımda olan biteni anlatan, karşıdakinin insan olduğunu bildiğim için kafasında şüpheye yer bırakmamak için özel çabalayan biri olarak yaratılmıştım. Tabi ki bunu herkese gösteremezdim, o zaman benim çok sıkıcı olduğumu söylerler, heyecan bekledikleri hayatlarında benden istediklerini ben vermiyormuşum da kendileri keşfediyormuş gibi hissetmek istedikleri yaşamlarına engel olurdum.

Bir gün zamanın geldiği bilgisi ile donatıldım, saflığımı gösterecek, beni korumasız, çırılçıplak görebilecek bir insanla tanışmam gerektiği kordonum tarafından bana bildirildi. Heyecanlıydım, o gözlerimi açtığımda ışıkların arasından beliren yeni hayatı kucakladığım gündeki kadar istekli ve çocuksuydum ve hunharca kullanılmaktan dahi zevk alacağım o sürece girmek için can atıyordum, çünkü kordonum böyle istiyordu.

Bu süreç boyunca, çok mutlu oldum, çektiğim acıların hiçbiri çok uzun sürmedi, yaşadığım şeyin mükemmelliğini düşünerek hiçbir şeyi umursamadım. Kordonumu kopartmayı bile düşündüm bazen, gerek yoktu artık ona, ben bu hayatı, bu mutluluğu tadıyor ve yaşıyorken başka ne isterdim ki, ama işte ne yazık ki karşımdaki insandı ve saflığımın bana verdiği huzur onda sıkıcılık ve bıkkınlık olarak baş gösteriyordu. Benim yeni bir hayat olarak baktığım düzen, ona yeni bir zindan, yeni bir kâbus olmuştu ve bunu bana fark ettirmeye çalışan kordonuma karşı duyarsız kaldım, özgüvenim onun verdiği komutları bastırıyordu. Bu durum benim saflıkta ustalaştığım, kordonumla yalnızlaştığım döneme denk geldi ve saflığın bedeli yüzüme acı bir şekilde vuruldu.

O an gözlerimi açtım, yaşadığım süreçte yaptıklarımdan dolayı o kadar pişmandım ki kordonuma bile bakamıyor, hatta onunla hiç yüzgöz olmadan onu kopartmayı böylece bu utancın yüzüme vurulmasını engellemeyi düşünüyordum. Üç dakika boyunca akıttığım gözyaşlarımı sildim, ıslanmış parmaklarımla kordonu kavramak için elimi göbeğime uzattım ve farkına vardım, uyanmıştım, kordonum annemden doğduğum andan itibaren hiç olmamıştı.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ne olacak şimdi?

Geçen gün birisi ile tanıştım, öyle entel veya özel birisi değil, sokaktan sen, ben gibi biri. Hepimiz kadar gerçek, hepimiz kadar acı dolu, hepimiz kadar zengin ve hepimiz kadar da mutlu biri. Yüzüne baktığımda aynaya bakmış gibi oldum, içimden nasılsın demek geldi, sordum. Teşekkür etti, biraz duraksadı güler bir yüzle iyiyim diyerek devam etti. Fark ediliyordu, verdiği cevabın ağzından bu kadar kolay çıkmasının sebebi, içinde bulunduğu huzurun neşe dolu ifadesinden çok ruhuna hiç değmeden çıkmasıydı. Üzerine gitmek istemedim, üsteleyip de rahatsız etmek istemedim çok yakın bulmuş olsam da kendime ne de olsa tanımıyordum onu. Başka bir konudan sohbet açarak biraz da onu mecbur bırakarak ahbaplığımızın ilerlemesini sağladım, bunu yapıyordum çünkü içimde karşı koyamadığım bir samimiyet vardı ona karşı. Ben samimi davrandıkça benden hiç esirgemediği gülücükleri daha da artıyor, daha da rahat ve bir o kadar da hayatı umursamazmış gibi cümlelerle ardı ardına kahkahaları patlatmaya devam e...

Kadın üstün ama üzülen, erkek ise kaba ve salak olandır

... “Benimle ölmeye var mısın?” dedi, Müjgan. “Ölmek mi? Bu kadar basit şeyleri mi paylaşacağız? Sen, ya sen ey o gözleri alev topu gibi parlayan genç kadın, ey sen kalbimde yeni denizler yaratan muhteşem varlık, sen benimle bir olmaya var mısın?” “Bir olmak? Bu ölmekten daha mı zor, daha mı anlamlı yani?” dedi, Müjgan. “Sen ki bana baharı getirmiş, sen ki bana çiçeklerin kokusunu öğretmiş yüce varlık, sen ki hayatın sıfatlarını benim görmemi sağlamış insan, nasıl oluyor da bunları göremiyorsun?” diye bir an parladı genç adam. “Bir de beni suçluyor musun, basitliğin yetmiyor, beni benimle ölebilecek kadar sevmediğini söyleyemediğin yetmiyor bir de beni mi suçluyorsun?” diye çıkıştı, Müjgan. Kelimeler faydasız, gözleri yaşlı doğruldu genç adam, “Özür dilerim sevgilim haklısın, anlayamadım, saçmaladım. Senin için ölüm bürünebileceğim en güzel halken ben nerelere kaydırdım zihnimi.” “Ama” dedi Müjgan, “Ama sen başta başka şeylerden bahsettin, sen beni sevmiyorsun.” “Yapma lütfen, a...

Deliler

Bir yaz akşamıydı, çantasını toplamış, odasının ışığı kapalı son defa postalarını kontrol ediyordu, bir kaç önemsediği insanın internetteki profillerine de son kez göz atıp elektronik dünya ile tüm bağlantısını kökünden bitirecekti. Düşündüğü gibi de oldu, ekranı usulca kapattı, kapağın üzerindeki yılların tozu ilk defa dikkatini çekmişti. Zaten hep böyle olmaz mı, tam vaz geçerken başka bir güzelliğini fark etmez misin bir şeylerin. Tişörtünün kolu ile şöyle bir aldı tozunu emektarın, öfkesi de biraz olsun yatışmıştı istemeden tüm hayatını içine sığdırdığı dostuna karşı. Ayağa kalktı, etrafı kolaçan etti, onlarca detay vardı daha önce gözüne çarpmayan, yaşamaya alıştığından, onlarla olmaya alıştığından dikkat etmediği ve zihninin istemsiz görmezden geldiği, bazılarını şöyle bir dokunarak yokladı, bazılarına hiç bulaşmadı bile, kitaplarından biri gözüne ilişti son olarak. Aldı, kapağına hafif bir dokunuş bıraktıktan sonra, aradan bir sayfa açıp okudu: "6-7 yaşlarında yalnızlık ne...