Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Eylül, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Böcek

Bir deli gördüm gece vakti sahilde, kıyıya vuran dalgaları izliyordu. Sonra dikkatini çekti gökte ışıl ışıl parlayan yıldızlar. Ne de olsa mesafeler insanları ayırsa da düşlerindekilerle paylaştığı tek ortaktı gök yüzündeki inciler. Adam düşlere daldı, yanıp söner gibi ışıldayan bir yıldıza bakarken, hayal ettiği bir hayat vardı, akıp giderken zaman deliliğinde. Sonra durdu, düşüne ilgiyi kesti ve baktı; dalgalardı düşündeki hayatı ona sunan, girdi suya, Kafka'nın Böceği gibi yalnızlığından asla dem vurmadan.

Uyku

Bir çimle bakıştım 2 saat boyunca, bir kelebek geldi önce korkuyu temsilen durdu bir süre, ona odaklanmamı sağladı. Sonra bir ışık topu geldi, geçti ileriye doğru bağlanan umutlar yumağı sanki, asla sabit durmadan. Sonra bukalemunu keşfettim ortasında odağımın, başından beri orada olan ama görmek için zaman ve çaba harcamak zorunda olduğum. Sanki özümü anlatıyordu bana.

Merak

İnsan bir şeye merak sarar, başta amaç sadece keşfetmektir. Merak edilen öğrenildikçe, keşfedildikçe ve ona alışıldıkça; artık o şey insana kendisinden bir parçaymış gibi görünür. Sonra sorumluluk yükler bu sahiplendiği şeye karşı kendisine, ne de olsa artık onun yoldaşı, arkadaşı veya parçasıdır. Çünkü o kimi zaman kendini anladığını düşünür kimi zaman da karşı tarafın kendisini dinlediğinden emin olmak ister ama temelde tek birşey vardır ki o da sahiplenilenin asla birine ait olmadığıdır. Herkes kafasında yarattığı oyuncağına benzetir bu geneli. Bu durumu Oruç Auroba'nın Çengelköy Defteri adlı kitabında çok güzel görebilirsiniz, bir çakarla yaşadıkları sanki tamamen özeti gibidir hayatın.

Su

İçinde telvesi daha kurumamış bir kahve fincanını hiç musluğun altına tuttunuz mu? Eğer bunu denerseniz, oluşan manzaradan hayatın bir yansıması çıkacaktır karşınıza. Musluktan süzülmeye başlayan temiz su, yavaş yavaş fincana dolmaya ve telve ile buluşmaya başlar, telve ile karışması sürerken bir yandan da su fincanı doldurur. Bu telve-su karışımı bir noktadan sonra fincana sığmaz ve lavaboya akmaya başlar. Aklınıza neden bunları anlattığım gelebilir, birazdan olayı bağlayacağım. İşleme devam ediyoruz, telve ile karışmakta olan su fincandan taşar ve saf su girdikçe fincandaki telve her geçen saniye biraz daha azalır, ta ki fincanda sadece su kalıncaya ve fincanın dibi gözükünceye dek. Şimdi durun ve hayatınıza bir bakın, kendinizi fincan, anılarınızı ve onlardan öğrenmeniz gerekenleri de telve olarak kabul edin ve son olarak temiz, akan suyu da zaman olarak düşünün. İşte bütün anlatmak istediğim buydu. Bir fincan kahve isteyen? Yoksa anı mı demeliydim? Aslında yazı bu şekilde sonlanac...