Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Haziran, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Bir Sabah Yuvarlandılar Elimden (Yataktan Yuvarlanan Ada Gibi)

Bir şey yapmalı, büyük üstadın da dediği gibi. Durmamalı, koşmalı; uyumamalı, coşmalı; konuşmamalı, üretmeliyiz. Gitmeliyiz kafamızdaki uzaklara, görmeliyiz insanları. İnsanları ve onların hayatlarını. Keşfetmeliyiz hayatları, içlerindeki ruhları. Ama en çok da çocuk ruhlarla ilgilenmeliyiz. Gitmeliyiz dedim ya, gittiğimiz yerde de durmamalıyız, yemeliyiz ne bulursak değişik, yediğimizde kilo almaktan korkamamalıyız. Korkmamalıyız çünkü yediklerimizi yakacak güç bacaklarımızda olmalı. Bacaklarımızı yönetecek beyni kullanmalıyız, bilmeliyiz nasıl işliyor bu boktan düzenin içerisinde. İçerisinde demişken, iç işlerine karışmadan bir ülke bulmalıyız, vatandaşları yavan, biraz kel, biraz aç; sormalıyız onlara en çok neyi düşlüyorlar. Biraz önce biz düşündük ya benziyor muyuz onlara öğrenmeliyiz. Öğrenmeliyiz demişken okuyarak öğrenmek güzel de bizim bir de oturduğu yerden kulaktan öğrenenlerimiz var; kahvehaneleri zapt etmişler, konuşuyorlar ne duyarlarsa; kulakları var ya, dünya onların. B...

Rüya

Saat sabah 4 civarı, kapı kilitli, ışıklar kapalıydı. Normalde huyu değildi bu saatte kalkmak, zaten genelde bu saatte daha yeni yatıyor olurdu. Ortalık sessiz, hafif bir nem kokusu, yeni kalkmanın vermiş olduğu basıklıkla çekilen derin nefes bütün bedeni rahatsız ediyordu. Üzerindeki birkaç parça kumaşa yenilerini eklemek için doğruldu, günün bile doğmamışlığına inat kararlıydı, kalkıyordu... Dağınık saçlarını, gerginlikten damarları belirginleşmiş sağ eli ile biraz karıştırdıktan sonra derin bir nefes daha aldı. Yataktan doğrulduğunda üzerine bastığı ayakkabılarını ayağına geçirip pantolonuna uzandı, aslında bunu pek yapmazdı, genelde her insan gibi önce pantolonunu giyer daha sonra üzerine bastığı ayakkabılarına -üzerine basılmış olmalarından dolayı- giyilmeleri zorlaştığı için birkaç kelime küfür eder ve öyle giderdi. Ayakkabıların üzerinden sıyrılıp bacağa geçmekte inatçıydı eski kot, alışık değildi bu hakarete ve sevmiyordu pis tabanları ile yüzeyini buluşturmayı ayakkabıların. Ö...

Yine olmadı ama...

İnsanlar düşünüyorum, Kızıl, çorak ve verimsiz topraklarda, Ayaklarında ayakkabımsı bir pet parçası, Kafalarında sorular, Sorsanız biz kibirli şehir züppeleri kadar dert yanmazlar, Çünkü yok kafalarında ulaşılamamış bir hobi, Dertleri ne cep telefonu, ne ayakkabı ne de elbise, Tek düşündükleri günün sonunda hala nefes alabiliyor olmak, Diyor ya bazılarımız benim oyum dağdaki çobanla bir olur mu? Diyorlar ya benim sosyokültürel yapımla onun ki bir mi? Aslında O da istiyor ama istediği ne maddi ne manevi, Tek istediği kendisi, Özündeki gölgesi. Bir de vurdum duymaz oluyor bu çorak toprak insanları, Fark etmiyorlar hayatı, Ne küresel ısınma dertleri ne de nükleer enerji, Varsa yoksa bütün düşündükleri hayatın kendisi, Aç olmasın yeter, Nefes alsın yeter, Mazallah herkes bu toprağın adamı gibi vurdum duymaz olsa ne olur? Yanar, biter iki günde dünya. Öyle mi peki gerçekten? Hayatın gayesi sadece nefes almak olsa herkes için, yok olur mu dünya? Hiç kimse uzatmasa...