Akşamüstüydü, yavaş yavaş kararmaya başlamış, yağmura yüz tutmuş bir havanın pusu içerisinde yürüyordum. Daha öncesi hiç yokmuş gibiydi, işten çıkmış Taksim Meydan’ındaki çiçekçilerin yanından geçip dolmuşa binip evime gidecektim. O an biraz garipsesem de hiç sorgulamadım, İstanbul’da oluşumu da bir işte çalışmayı da. Zaten puslu hava yeterince karamsar yapmıştı beni, bir an önce eve gidip sorgulanacak ne varsa hepsi ile orada uğraşmayı istiyordum. Ortalığın sakinliğini de birkaç çiçekçiyi geçene kadar fark etmemiştim. Bir köpek uluması ile irkilip bir an üzerimdeki yorgunluktan sıyrılıp etrafıma baktığımda içimi bir korku kapladı. Çevrede hiç kimsenin olmadığını, soğuk bir rüzgârın biraz sonra başlayacak bir yağmuru müjdelediğini fark ettim ama esas büyük şoku camları talan edilmiş çiçekçileri gördüğümde yaşamıştım. Ne olmuştu Taksim’e, savaş mı çıkmıştı, izinsiz bir gösteri mi bu hale getirmişti etrafı? Yoksa bombalar can mı almıştı yine şehrin ortasında. İçinde bulunduğum absürt dur...
Bir zamanlar yeryüzünde varolmuş olan Ada'nın sırlarla dolu toprakları.