Bazen insan kaçırır hayatın ucunu, öyle karmaşık, öyle düzensiz bir hale gelir ki mide bulantısından gündelik yaşamına bile devam edemez. Eskiden hayatında dikkat ettiği, iplerinin elinde olduğunu düşündüğü hiçbir şeyi kontrol edemediğini fark eder. Bir kargaşanın içerisinde her insan gibi sürüklenirken, her şeyden bir parça alırken, karşılık olarak da kendinden onlara birer parça vermeye başlayıp tüm enerjisini böler. Tek sonuç vardır bu insan için, sıradan insanlara benzemek. Ama bu kaçınılmaz sonun yanında bir farkla da daha da zor duruma düşürür insan kendini, o da sıradan bir insan gibi yaşadığını farkında olma durumudur. Geçsin ister bu durum, çevrenin kendisini sömürmesinden sıyrılsın ister. Tek istediği tekrar kendine odaklanabilmektir aslında. Ve bu mide bulantılarıyla beraber tekrar ayrı bir bölünmenin döngüsüne girip, çıkış ışığını bekler.
Geçen gün birisi ile tanıştım, öyle entel veya özel birisi değil, sokaktan sen, ben gibi biri. Hepimiz kadar gerçek, hepimiz kadar acı dolu, hepimiz kadar zengin ve hepimiz kadar da mutlu biri. Yüzüne baktığımda aynaya bakmış gibi oldum, içimden nasılsın demek geldi, sordum. Teşekkür etti, biraz duraksadı güler bir yüzle iyiyim diyerek devam etti. Fark ediliyordu, verdiği cevabın ağzından bu kadar kolay çıkmasının sebebi, içinde bulunduğu huzurun neşe dolu ifadesinden çok ruhuna hiç değmeden çıkmasıydı. Üzerine gitmek istemedim, üsteleyip de rahatsız etmek istemedim çok yakın bulmuş olsam da kendime ne de olsa tanımıyordum onu. Başka bir konudan sohbet açarak biraz da onu mecbur bırakarak ahbaplığımızın ilerlemesini sağladım, bunu yapıyordum çünkü içimde karşı koyamadığım bir samimiyet vardı ona karşı. Ben samimi davrandıkça benden hiç esirgemediği gülücükleri daha da artıyor, daha da rahat ve bir o kadar da hayatı umursamazmış gibi cümlelerle ardı ardına kahkahaları patlatmaya devam e...
