Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Kasım, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Zombi Bambi

Saat sabah 6’ya geliyor. Hiç alışık olmadığım bir şekilde elde yazıyorum. Bir yastığın üzerinde, zor şartlarda… Otobüsteyim… İstanbul’un otobüsün mavi iç aydınlatması ile flört eden sarı ışıklarını terk ediyorum. Trakya’ya doğru… Kulağımda Camel’in Sahara’sı, aklımda herkesin salakça dediği zombi temalı filmlerden kült ve vurucu bir senaryo çıkartma hevesi ama bu hayalin ortasında bile önce kendimi kanıtlama çilesi. Daha genele hitap eden, daha bilindik bir senaryo ile rüştü ispat edip sonra gerçeği kabullendirme tasası. Çoğu büyük düşünür için, acı; bir olgunlaşma aracı ama bazen bana gerçekten mevcudun önüne duvar ören bir sanal olgu gibi geliyor. Hayatı, gerçekleri ile anlamayı engelleyen, tamamen düşünsel dünyada kendi sancıları ile insana mantıktan yoksun duygu ile dolu gereksiz olgular tattıran bir pınar gibi. Belki de tanıtımlarda iddia ettikleri gibi her şeyin başladığı yere Mısır’a gidip, orada kaybolarak, duygu selini çöl toprağı ile örtüp de bakmak gerek dünyaya. Belki o zam...

Sevgili Dişi

Göze batmak kötüdür ama gözsüz kalmak da kötü. Kadınlar anlaşılmaz varlıklardır, belli olmaz ne zaman ne yapacakları. Varını, yoğunu verdiğin anlarda hiç anlamadığın bir sebepten yıkabilirler ortalığı. Bunalım, uyumsuzluk kadının doğasındadır. Sahiplenilmek, sarılmak isteyen kadın aynı zamanda erkeğin avucunun içindeymiş hissinden de uzak yaşamak ister. Bu yüzdendir ki ilgisiz erkek her zaman azarlanırken ilgi eksikliği olmayan, kadınına layığıyla bağlı olan erkek de kadının gemileri yakması ile karşı karşıya kalır. Kadın hayatını içinde bulunduğu çelişkiden arındırmadıkça mutluluk onun için imkânsız kalacaktır.